Skip to main content

Kuran Bir İlkçağ Kitabıdır

KURAN BİR İLKÇAĞ KİTABIDIR

600 sayfalık bir kitapta en fazla kaç hata olabilir ki? İlk çağ bilgileriyle yazılmışsa ve kainatı anlatmaya kalkıyorsa epey olabilir. Bakalım. (Kolay anlaşılması için ayetlerin çevirileri değil açıklamaları kullanılmıştır, hiçbir anlam kayması yapılmamıştır)

1.      Güneşin bir doğma noktası vardır. Doğuda bir noktadır (18/90)

 

2.      Doğudaki o noktadan gün boyu batıya doğru akarak (cereyan ederek) gider (36/38)

 

3.      Akşamleyin batıda çamurlu bir suda batar (18/86)

Adamlar güneşin doğudan batıya nasıl geçtiğini görüyorlar, batıdan doğuya nasıl geçtiğini bilmiyorlar. Ama uydurmuşlar. Buhari güneşin batınca rabbini secde etmeye gittiğine dair hadis paylaşır. Sabahleyin rabbinden izin alarak tekrar doğuya geçmektedir.

 

4.      Akşamları dünyanın güneşe sırtını döndüğünü bilmedikleri için İbrahim güneşin batışıyla dalga geçmiştir: “Ben batıp gidenleri sevmem” (6/76-78)

 

5.      Muhammed ve arkadaşları ayın nasıl aydınlandığını bilmez. Ayın ışıksız olduğu Muhammed’den birkaç yüzyıl sonra kabul edilmiştir. Ayın kapkaranlık berbat bir gökcismi olduğunu bilememektedirler. Onlar için ay bembeyaz kutsal bir varlıktır. Şöyle yazmışlar: Güneş sarı, Ay da beyaz ışıktır. (10/5, 71/16) O beyaz ışık Allah’ın sıfatıdır ve kutsaldır(24/35)

 

6.      Adamlar ayın dünya etrafında döndüğünü bilmiyorlardı. Her gece bakıyorlardı ki ay başka bir pozisyon almış. Menzil değiştiriyor sanıyorlardı. Güneş güya akarak gider. Fakat ay akmaz: “Ay’a bazı menziller belirledik” (36/39)

 

7.      O dönemde insanlar gündüz ve gecenin güneşten bağımsız iki varlık olduğuna inanıyorlardı. Gündüzü güneşin yaptığını bilmiyorlardı. Şöyle yazmışlar: Gece, gündüz, güneş ve ayın yörüngeleri vardır. Güneş, Ay’ı yakalayamaz, gece de gündüze yetişemez (36/40, 21/33) Bugün halen bu görüşü savunan din adamları vardır.

 

8.      Güneş sistemi hakkında hiçbir bilgileri yoktur. Günümüzde sistemi öğrenen bütün ülkeler, hatta Arabistan bile güneş takvimi kullanırken kendi Allahlarına ay takvimi kullandırmışlardır. Şöyle yazıyor: Yılları hesaplayabilmek için ay takvimi kullanın(10/5)

 

9.      O dönem insanlarına göre uzay yoktur. Kainat arz ve semadan ibarettir. Arz tabandaki toprak, sema tavandaki gökkubbedir. Aslında böyle bir kubbe yoktur, gördükleri şey atmosferdir, onlar öyle sanmaktadırlar. Yer ve gökkubbenin dışında kainatın tamamı sudur. Yerdeki okyanus mavidir, gök de mavidir. Her şeyin kaynağı, kıtaların bittiği yerde başlayan sonsuz okyanus sularıdır. Haliyle kitapta yazan şudur: Başlangıçta sudan başka hiçbir şey yoktu. Allah’ın tahtı suların üzerindeydi (11/7)

 

10.  Yer ve gökkubbe henüz yoktur. Sadece okyanus suları vardır. Derken tepede direksiz yükselen bir gökkubbe oluşmuştur.  Şöyle yazmışlar: Yer ve gök bitişikti. Daha sonra gökkubbeyi direksiz olarak yükselttik. (21/30, 31/10) Acaba gökkubbe neden mavidir?

 

11.  Uzayı bilmezler. Sema yani gökkubbe asla uzay değildir. Bakınca görülebilen inşa edilmiş bir şeydir. Şöyle yazmışlar: Şu semaya BAKAR MISINIZ, onu ne güzel bina ettik(50/6)

 

12.  Yeryüzü yayılıp döşenmiştir(15/19) Atmosferi bilmedikleri için gökkubbenin aslında göz aldatması olduğunu bilmezler, bina edildiğini düşünürler(51/47, 50/6)  Kainat camiye benzer. Bu sebeple VI. Yüzyılda inşa edilen Ayasofya kilisesi ve sonraki camiler bu şekilde yapılmıştır. Tavanı düz yapmak yerine kubbe yaparak fazladan milyonlar harcamalarının sebebi budur. Cami tavanındaki gök cismi resimlerinin de sebebi budur.

 

13.  Uzayı bilmezler. Sema uzay değildir, gökkubbedir. Bu kubbe tavandır ve korunmaktadır (21/32) Cam gibi bir cisimle kapalıdır.  Bu camın çatlağı yoktur(67/3) Her an çatlayabilir (19/90, 42/5)

 

14.  Uzay mekiği bilmezler. Onlara göre camla kapalı korunmuş semanın ötesine geçilemez(55/33)  Sema denen hayali gökkubbeden ancak bir kapı açılarak geçilebilir (15/14) Bazı cinler semanın ötesine geçmeye çalışırlar. Geçmeyi başaranlar gelecekten haber verebilirler(72/8-9)

 

15.  Adamlar meteor nedir bilmemektedirler. Yıldız kaymasına inanırlar. Eğer cinler camla kapalı korunmuş gökkubbenin ötesine geçerlerse kafalarına yıldızın içinden çıkan bir alev topu atılır. (37/6-10, 72/8-9)

 

16.  Yıldızın kaydığına inanırlar. Kayma anını da kutsal sayarlar(53/1)

 

17.  Yıldızların dünyadan milyonlarca kat büyük olabileceğini tahmin bile edemezlerdi. Onlara göre yıldızlar birer süstür. Yazdıkları cümle günümüz Türkçesinde komik olmuştur: Biz dünyayı yıldızlarla süsledik. (37/6)

 

18.  Yıldızlar o kadar küçüktür ki, kıyamet günü un ufak olup dünyanın üzerine dökülecektir. (81/2)

 

19.  Yıldızlar sadece yol bulmaya yararlar(6/97)

 

20.  O günün insanları semaya yani gökkubbeye bakıyorlar. Güneş, ay ve yıldızları tepede görüyorlar. “Bunlar yere neden düşmüyor” diye merak ediyorlar. Muhammed “Onları Allah düşürmüyor” demiştir (22/65) Halbuki “Elmayı düşüren Allah’tır” yazsaydı, yerçekimini belki Newton değil de müslümanlar bulacaktı.

 

21.  Kitaba göre Allah dediğimiz şey gökkubbenin üzerinde bir kraldır. Tahtı vardır. Kainat yaratılınca gider ve tahtına oturur. Bu tahtı sekiz melek taşıyacaktır. (11/7, 69/17)

 

22.  Kainat altı günde yaratılır. Yedinci gün Allah tahtına oturur. Hafta yedi gündür. Çünkü ilkçağ insanları gökte yedi cisim görmüşlerdir: Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jupiter, Venus ve Saturn. Gün isimleri Latinceye bire bir, İngilizceye büyük ölçüde uygundur: “Sun-day, Moon-day, Saturn-day” gibi. Bütün dillerde yedinci gün cumartesidir. Arap dilinde bile bu böyledir. Araplarda “yedi” kelimesi “sbt” demektir.  Sebat, Sabit, İspat, Tespit aynı köktendir. Allah yedinci gün sabit kalmıştır, tatil yapmıştır. O sebeple yedinci gün tatil günüdür. Yedinci gün olan cumartesi günü çalışmak yasaktır. Şöyle yazmışlar: Cumartesi günü çalışmak yasaktır. Yasağa uymayan insanlar maymuna çevrilir(2/65) O yasağa bugün uyan müslüman yoktur ve hiçbiri maymuna dönüşmemektedir çünkü güya Allah hata yaptığını anlamış, fikir değiştirmiştir.

 

23.  Muhammed ve arkadaşları biyoloji de bilmemektedir. Kadının adet kanının pıhtılaşmasıyla hamile kaldığını sanarlar(96/2, 23/14) Bu ayet Muhammed’in ilk ayetidir. Bu ayeti duyan hiç kimse “yeni bir teori” tepkisi vermemiştir çünkü bu inanış Aristo’nun teorisidir. Bütün dünyada etkilidir. Gerçek 1300 yıl sonra Pasteur ve Mendel deneyleriyle anlaşılır.

 

24.  Bebeğin oluşumunu sormuşlar, anlatmak zorunda kalmıştır(23/17) Fakat anlattığı şey Aristo’nun yanlışlarla dolu gözlemidir: 1. Çamur (hatadır) 2. Sperm 3. Kan Pıhtısı (hatadır) 4. Parça et(düşük yapan kadınların vücudundan çıkan parça) 5. İskelet (hatadır, etsiz bir iskelet oluşmaz) 6. Etli İskelet 7. Bebek (23/14)

 

25.  Spermin testiste oluştuğunu da bilmezler. Bel ve göğüs kafesi arasında oluştuğunu sanarlar(86/5-7)

 

26.  Genetik bilmemektedir. Sütten akrabalık oluştuğunu sanarlar. Hala/Amca kızıyla evlenmek serbesttir, evlatlıkla bile evlenmek serbesttir ama süt kardeşle evlenmek yasaktır (4/23)

 

27.  Kromozomları ve kan gruplarını bilmemektedirler. Tasavvufçu İsa “Anam yok, babam yok, kardeşlerim yok, hepimizin babası Allah” demiş, etrafındakiler “demek ki babasız doğdu” anlamış, güya İsa babasız doğmuştur (19/19) Babasız kromozom olur mu, kan grubu olur mu? Diyelim ki babası Cebrail, Cebrail’in kromozom yapısı nasıldı, kan grubu neydi? Babasız doğruğunu iddia etmek eski bir adettir. (Bkz: Akad kralı Sargon)

 

28.  DNA ve hücre yapısını bilmemektedirler. Üfleyerek insan yapmaktadırlar. Ama illa ki toprağa, çamura üfleyeceksin, çamur adama üfleyeceksin. (53/32) Maymuna üflesen insan olmaz. Mesela İsa da kuş yaratacak, önce çamurdan bir kuş yapıyor. Sonra üflüyor, kuş oluyor (3/49)

 

29.  Aristo’nun yanlış bir deneyi sonucu düşünme organının kalp olduğunu sanarlar. İnsanın göğsünde düşünebilen kalbi olurmuş (22/46)  

 

30.  Onlara göre üç duyu organı vardır: Kulak, göz ve kalp. “Gözleri vardır ama onunla görmezler. Kulakları vardır ama onunla işitmezler. KALPLERİ vardır ama onunla DÜŞÜNMEZLER(fıkıh etmezler)” (7/179) Aristo beynin kalbi soğutmaya yarayan organ olduğunu iddia etmiştir. Muhammed’den 1100 yıl sonra gerçek ortaya çıkmıştır.

 

31.  Başka bir cümlede “Kalbi oyuna eğlenceye dalmak” (21/2-3)  tabiri kullanılmıştır.

 

32.  Muhammed ve arkadaşları “beyin” hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Örneğin “kalpleri mühürlendi, bundan dolayı kavramazlar”(2/7, 4/155) benzeri ayetlerle kitapta yaklaşık 180 defa “kalp” kelimesi geçerken “beyin” yani “dimağ” kelimesinin geçtiği tek yere bakınız:  “Hakikat küfrün beynini patlatır” (21/18)

 

33.  Bazı yerlerde “gönül” kelimesi de kalp yerine üç duyu organından biri olarak kullanılır. “Hiçbir şey bilmeden doğdunuz. Daha sonra Allah size kulaklar, gözler ve gönüller verdi” (16/78)

 

34.  Muhammed regl hakkında hiçbir şey bilmemektedir. “Sana regl’i soruyorlar. De ki” diye başladıktan sonra şöyle devam ediyor. “O bir eziyettir” (2/222)

 

35.  Hayvanlarda süt nasıl oluşur bilmezler. Süt bezlerini, hormonları bilmezler. Yuvarlak cümlelerle geçiştirmeye çalıştırdılarsa da başaramamışlardır: “Bağırsak ve kanın arasından size temiz süt verdik” (16/66)

 

36.  Arkeoloji de bilmemektedirler. Mağaralarda yaşayıp dil bilmeyen, resim çizerek(hiyeroglif) anlaşan insanların karanlık bir çağ yaşadığını biliyoruz. Fakat “İlk insan için “Biz ilk insana konuşmayı öğrettik, evlendi, aile kurdu, şeytanla konuştu, dua etti” (2/30-34) şeklinde anlatımlarla karanlık çağın hiç yaşanmadığını iddia etmişlerdir.

 

37.  Doğa bilgisi de bilmezler. Bilselerdi yağmurun nasıl oluştuğunu anlatabilirlerdi. “Biz yağmurun suyunu yerden toplarız” yazsaydı çok güzel olabilirdi mesela. Ama suyun kaynağını bilmiyor. Yağmur hakkında şu kadarını yazabilmişler: “Yağmuru indiren Allah’tır” (31/34)  Dilediği yerde indirir(30/48)

 

38.  Yağmur bulutundan farklı olarak dolu bulutları olduğunu sanmaktadırlar (24/43)

 

39.  Dağların depremi önlemek için çakılmış kazık olduğunu düşünürler. Halbuki dağın olduğu yerde bol deprem olur. “Sarsılmayın diye dağlar çaktık” yazmışlar(16/15, 21/31)

 

40.  Cebelitarık Boğazı’nda sular tatlı ve tuzlu sular ayrılmış gibi meşhur bir görüntü vardır. Eskiler bunu mucize sanarlar. Muhammed ülke ülke gezen bir tüccardı ve bunu duymuştu. Güya Allah’ın gözle görülebilen bir mucizesini övecekti. Yer belirtmeden demiş ki “Aralarında engel olan biri tatlı biri tuzlu su vardır. Her ikisinden inci ve mercan çıkar” (55/20, 55/22) Fakat yanlıştır. Tatlı suda mercan çıkmaz.

 

41.  Biri tatlı, diğeri tuzlu suların birbirine karışmadığı sanılmaktadır(25/53, 55/20) Halbuki karışmaktadır. Tatlı dediği suyun içilebilir olduğunu sanmaktadır(25/53) fakat yanlış bilgidir.

 

42.  Teknolojiye daima yenilmişlerdir. İleride ultrason cihazlarının icat edileceğinden haberleri yoktur. “Kadının rahminde olanı sadece Allah bilir” (31/34) yazmışlardır.  Uzay mekiği teknolojisini bilmediklerinden de bahsetmiştik (55/33)

 

43.  Motorlu arabaların icadından da habersizdiler. Arabistan’ın ötesi umurlarında bile değildir. “Ey hacılar. Hacca yürüyerek ya da deveyle gidin” (22/27) yazmışlardır. “At savaş aracıdır, atla gitmeyin ki Mekkeliler korkmasın” demek istemişlerdir.

 

44.  Savaş uçakları ve füzelerden de habersizdiler. “Savaş araçları yetiştirin” yazmak yerine “Eğitilmiş, iyi beslenmiş savaş atları yetiştirin” (8/60) yazmışlardır. Bugün günümüzde Araplar dahil hiçbir ülke bu ayeti ciddiye almamıştır, at yerine savaş uçağı yetiştirmektedirler.

 

45.  Dijital dünyadan habersizdirler. Güya Allah yapay zeka kullanamamaktadır. 8 milyar insan için en az 16 milyar melek görevlendirmiştir ve her yapılanı yazarak kaydetmektedirler (50/17)  Bu melekler somuttur, yere inip çıkarlar(97/4, 32/5)

 

46.  Yapay zeka bilmezler. Melekler sembolik değildir, somuttur. Meleklere inanmayan dinden çıkmış kabul edilir(2/285) Meleklere o kadar inanmışlardır ki kanatlarının sayısını tartışmışlardır(35/1)

 

47.  Yüzbinlerce kişilik ordular ve milyonlara bedel savaş silahlarından habersizdirler. “Size çok sayıda melek gönderirim”  dememiş, onun yerine kendisine büyük gelen rakamlar vermiştir. “Size 3000 melekten oluşan ordu gönderdim, söz dinlerseniz bir dahakine 5000 silahlı melek gönderirim” demiştir. (3/125)

Çapsız görünen, genelleştirilebilecekken yapılmayan tüm bu cümlelerin sebebi şudur. Muhammed, yazdığı hiçbir şeyi kendi ölümünden sonrasını düşünerek yazmamıştır.

 

48.  Rakamlarının yetersizliği Mekkelilerin de alay konusuydu. Şiirinde cehennem için “üzerinde 19 zebani var”(74/30) yazar.  Günümüzde bazılarının mucize aradığı bu cümleyle Mekkeliler dalga geçmiş, “17 tanesini tek ben kılıcımla öldürürüm” diyen olmuştur. Bunun üzerine yıllar sonra 54 mısralık şiirin kafiyesini mahveden bir açıklama ayet eklemişlerdir(74/31)

 

49.  Muhammed, İslam’ın bir gün on binlerce kilometreye yayılacağından habersizdi. “Bu kitap Mekke ve civarındaki şehirler için yazılmıştır” (6/92)

 

50.  Kitabın Arap olmayanlara ulaşacağından habersizdi: “Bu kitabı anlayasınız diye Arapça gönderdik” (43/3)

 

51.  Muhammed Arapça dışında bir dil bilmiyordu. Bu sebeple kitabı Arapça yazdı. Bu durum tepki görmekteydi çünkü Arapça resmi yazı dili değildi. “Kitap yabancı dilde olsaydı, niye peygamber Arap ama kitap yabancı dil derdiniz”(41/44) diye kendini savunmuştur.

 

52.  “Matematik” yahut “Matematik Öğretmenliği”  konusunda sınıfta kalmıştır. Miras meselesini uzun uzun ama o kadar kötü anlatmıştır ki en sonunda Ömer, kendi döneminde açığa çıkan tartışmaları bitirmek adına yeni bir sistem (Avliye-Raddiye) geliştirmek zorunda kalmıştır. (4/11-12)

 

53.  Öğretmenliği zayıftır. Kainat sandığı arz ve semanın güya altı günde yaratıldığını defalarca söylemiştir(11/7, 7/54) Ancak başka bir yerde bunu detaylandırırken o kadar kötü anlatır ki kainat sekiz günde yaratıldı anlamı çıkar(41/9-12)

 

54.  Ya Matematik bilmemektedir, ya çok unutkandır, ya da kafasından geçeni güzel anlatamamaktadır. Der ki “bir annenin çocuğunu emzirme süresi 24 aydır(2/233, 31/14)  Başka bir yerde der ki “hamilelik ve emzirme süresi 30 aydır” (46/15)  Güya Allah tek bir konuda üç kez konuşuyor ve derdini kimse anlamıyor.

 

55.  Sadece bilim ve teknolojide değil, ahlaki yönden de büyük sıkıntılar vardır. Kadına verilen değere bakın: “Bir erkek dört kadın alabilir”(4/3)

 

56.  Erkekler kadınlardan üstündür. Onların kayyumu, yöneticisidir. (4/34)

 

57.  Kadınlar söz dinlememekte ısrar ederlerse onları darb edin (4/34)

 

58.  Kadınlar yarım akıllıdır. Şahitlikleri yarım sayılır. Bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine denktir(2/282)

 

59.  Adam öldürmenin cezası idamdır. Ama erkeklerden biri, kadın ya da köle öldürürse idam edilmez (2/178) Kast sistemi vardır.

 

60.  Her ayet erkeklerin çıkarına hizmet eder. Mesela “Kadınlar sizin tarlanızdır, dilediğiniz gibi giriniz” yazar. Bu ayetin tefsirini yapmak istemiyorum ancak şunu söyleyeyim. Tarlaya önden de girilir, arkadan, sağdan soldan da girilir.

 

61.  Mirastan bir payı kız kardeş, iki payı erkek kardeş alır (4/11) Kadınlar her açıdan yarımdır.

 

62.  Kadınlar hakkındaki bütün bu kısıtlamalar hür kadınlar için geçerlidir. Köle kadın yani cariye iseniz bu hakkınız da yoktur. Bir erkek sınırsız sayıda cariye alabilir(23/6)

 

63.  Cariye nasıl olunur? 1- Anneniz cariyedir, size fetey denir. 2. Kocanız savaşı kaybetmiştir. Hiç bilmediğiniz bir adama ganimet olarak dağıtılırsınız(33/50)

 

64.  “Cariye ve hür kadın eşittir” ayeti beklersiniz ama öyle değildir. “Cariyeler hür kadının yarısı hükmündedir” (4/24)

 

65.  Kabalığım için özür diliyorum: Savaşta ele geçirilen cariyelere tecavüz edilebilir. Hatta şehre dönüp satmadan önce bir kez tecavüz etmek gelenektir. Hamile kalmasınlar diye dışarı boşalırlar.(bkz: Diyanet- Azl)  Cariyenin evli ya da bekar olmasına bakılmaz. Kocasının henüz öldürülmemiş olması, yani şehirden kaçmış olması durumu değiştirmez. Bu sebeple Muhammed şöyle yazar: “Evli kadınlara dokunmayın, cariyeler hariç” (4/24)

 

66.  Pez…..(kadın satıcılığı) meşru bir meslektir. Savaşta ele geçirilip tecavüz edilen cariyeleri seks işçisi gibi satmak serbesttir. Fakat çocuk cariyeler de oluyor. O kız çocukları müslüman büyüyorlar ve bakireler. Onlara fetey deniyor. Bizdeki çıtır, lolita, geyşa gibi kelimelere denk geliyor. Ama bu kızlar köle statüsünde. (Gerçi erkeklere de kullanılır, Süheyla Yusuf’a askıntı olduğunda köle Yusuf’a fetey denmiştir) İşte bu kızlar büyüyünce “bizim ne günahımız var” diyorlar, fahişelik yapmak istemiyorlar. Ama en büyük para da geyşalardan geliyor. O yüzden “hem nalına hem mıhına vurulmuştur. Kitapta şöyle yazıyor: “Bu geyşalardan(fetey) fahişeliği gönüllü yapmayanlara zorla fahişelik yaptırmayın. Zorla yaptırırsanız da merak etmesinler, günahı yoktur (24/33)

 

67.  Bu geyşalarla(fetey) evlenmek bile hoş karşılanmaz, onlarla evlenmektense sabretmek daha iyidir(4/25) Geyşalar fahişelik yaparlarsa yarı yarıya ceza indirimi vardır. Sizce neden? (Aşağıda Bkz: Detay-Fetey)

 

68.  Muhammed, 627-632 döneminde kural tanımaz hale gelmiştir. Oğlu ilan ettiği Zeyd ile karısı Zeynep’in evine rahatlıkla girer çıkardı. Zeyd olmasa bile girdiği çıktığı olurdu çünkü mahremdi. Bu süreçteki iddiaları buraya yazmıyorum. İşte bu giriş çıkışlardan sonra Muhammed içten içe(33/37) Zeynep’ten hoşlanmaya başladı ama hislerinden utanmaktaydı. Kasabada iş yayıldı. Zeyd ile Zeynep’in de arası açıldı. Ayşe ise yıllar boyunca Zeynep’ten nefret edecektir. Zeyd Zeynep’i boşamak ister. Muhammed bir süre buna direnirse de nihayet gelini Zeynep’i Zeyd’den boşar ve kendi evlenir (33/37) Sırf bu sebeple “evlatlıkla evlenmek serbesttir”(33/4) hükmü çıkarmıştır. Halk tepki gösterir: “Zeynep senin gelinindi, evine girip çıkıyordun, Zeyd oğlun değil miydi” Der ki “benim erkek çocuğum yoktur” (Ama kadere bakın ki 1,5 sene sonra bir erkek çocuğu olmuştur.  Az sonra değineceğiz, bu hikaye bölünmesin.)

 

69.  Muhammed Zeynep’le evlenip gerdeğe girdiğinde onları kıskanan Ayşe de nazire yaparak düğüne gelen erkeklerle laubali olmaktadır. Gerdekten çıkınca bunu gören Muhammed ve Ayşe arasında tartışma çıkar. Muhammed “erkeklerle kıkırdaşma” (33/32) der. “Geç odana otur” (33/33) diye kızar. (ayette ev dediği mescitteki küçük bir bölmedir)

 

70.  Fakat Ayşe’nin de şikayet ettiği bir nokta vardır. Muhammed, Zeynep’le evlenerek dört kadın kuralını kendi lehine bozmuştur. (4/3) Tartışma esnasında “halamın hicret etmiş kızını alabilirim” der(33/50)

 

 

71.    - MUHAMMED: Kızın biri bana evlilik teklif ederse onu da alabilirim (33/50)

-          AYŞE: Bundan sonra kızlar erkeklere mi teklif edecek

-          MUHAMMED: Yok. Bu kural sadece benim için geçerli (33/50)

Güya Allah sadece Muhammed’e özgü bir cinsel özgürlük koymuştur. Ayette yazmasa da Buhari-Sahih’te Ayşe’nin şöyle cevap verdiği yazar:

-          AYŞE: Bakıyorum da rabbin senin bel altının(hevanın) derdine pek düşüyor. Ayşe, ayetle ters düşmüş(53/3)

 

72.  Ayşe’nin kızdığını gören Muhammed bir değişikliğe daha gidiyor. “Artık Sevde adlı yaşlı karımla yatmayacağım. Onun yerine seninle iki kez yatacağım” diyor. Ayetler şöyle devam ediyor: “Artık kadınlarınla yatarken sırayla yatmama gerek kalmadı” (33/51)

 

73.    -  AYŞE: Beşinci karıyı aldın ne malum altıncıyı da almayacağın?

-          MUHAMMED: Söz altıncıyı almayacağım (33/52)

-          AYŞE: Sen yine “çok güzeldi, beğendim” deyip alırsın

-          MUHAMMED: Çok beğensem bile almayacağım (33/52)

-          AYŞE: Mevcut karılarını boşamak da yok

-          MUHAMMED: Yok. Mevcutları boşamayacağım, söz (33/52)

 

Muhammed’in Ayşe’ye ettiği bu cinsel yeminler ayet olmuştur.

 

74.   Yukarıdaki sözlerinin hiçbirinde durmamıştır. Aynı anda dokuz kadın aldığı gibi, mevcut karılarından Ayşe ve Hafsa’yı “Sizi boşarım, yerinize de bakire alırım” diye tehdit etmiştir (66/4-5) Hatta Hafsa’yı bir ay boşadığı söylenir.

 

75.  Tartışma biter. Ayşe’yle laubali olan erkeklere de fırça çeker.

-          MUHAMMED: Düğün bitti, yemeği yediniz, niye çekip gitmediniz (33/53)

-          ERKEKLER: Ya Resulallah, şöyle oldu böyle oldu, şu lazımdı, istedik

-          MUHAMMED: Bir daha bir şey isteyeceğiniz zaman karılarımla yüz göz olmadan isteyin (33/53) (Meşhur hicap ayeti budur)

-          ERKEKLER: Ya Resulallah onlar senin karındır, zaten senle evliler

-          MUHAMMED: Bu kızlar sizin ananız sayılır, ben öldükten sonra bile evlenemezsiniz (33/53)

Böylece 15 yaşındaki Ayşe, erkeklerin anası sayılırken 60 yaşındaki Muhammed, evli kadınların bile babası sayılmamıştır.

 

76.  Muhammed’in “ben evlendim, yaptım oldu” tavrı Medine’de rahatsızlık yaratmıştır. Muhammed fırça çeker. “Ey cemaat, bana Allah ve melekleri salat ediyor (33/56) Ayağınızı denk alın, Zeynep’le evliliğim hakkında Medine’de ileri geri konuşmaya devam ederseniz, kaçsanız bile sizi yakalatırım, nerde bulursam öldürürüm” (33/60-61) demiştir

 

77.  Aradan dört ay geçer. Muhammed savaşa gidecektir. Ayşe adeta başına gelecekleri biliyor gibidir.

-          AYŞE: Ben de seninle geleceğim

Muhammed, dünya tarihi için sıra dışı bir iş yaparak savaşa karısıyla gider. Fakat savaşı kazanan Muhammed, Ayşe’nin tüm çabalarına rağmen savaşta esir düşen cariyelerden kendine bir kız(Cüveyriye) beğenmiş ve almıştır. Zeynep evliliğinde büyük sorun çıkaran Ayşe, bu kez de gece vakti arabasından kaçmıştır. “Tuvaletteydim, gerdanlığım kayboldu, onu arıyordum” gibi bahaneler uydurmuştur. Güya onca kölesi olan kadın kimseyi uyandırmamış, onca erkeğin uyuduğu ormanda saatlerce kız başına gizlice gerdanlık aramıştır. O sürede herkes uyanmış, kimsenin tuvaleti gelmemiş, köleleri boş arabayı taşımışlar ve kafileden tek bir kişi bile onu görmeden yok olup gitmişlerdir. Kafile şehre döndükten sonra Ayşe, başka bir adamla şehre girince dedikodular çıkmış ve Muhammed karısının zina edip etmediğinde şüpheye düşmüştür. Zina etmesi zayıf ihtimal olsa da yalan söylediği bariz şekilde bellidir. Bu yalan Muhammed’i bile şüpheye düşürünce haliyle hayali meleği devreye girememiştir. “Durun arkadaşlar, meleğe sorarız çözülür” diyememiştir. 6000 günde 6000 ayet söyleyen Muhammed, bir ay boyunca ayet söyleyememiştir. İşi çözemeyince Ayşe’yi kovmuş, babasının evine göndermiştir. Ayşe’nin regl olmasından yani hamile olmamasından ve şehirdekilerin bir kadına yalancı şahitlik yaptırmasından sonra dedikoduculara ağzının payını vererek 20 ayet yazmıştır. “Zinaya dört şahit getirmezseniz, iftiracı sayılacaksanız(24/1-20) İki kişi sokak ortasında sevişmiyorsa dört şahidin nasıl bulunacağı da merak konusudur.

Yalancı şahitlik olayı şudur: Muhammed der ki “Ey ahali, bana bu konuda yardım edin” Adamın karısını bulurlar. “Git Muhammed’e söyle, kocamın erkekliği yoktur de” derler. Kadın bu yalanla kocasının hayatını kurtarır.

 

78.  Eski dönemde bir erkeğin oğlunun olmaması kusurdur. “Ebter” diye dalga geçerler. Bu sebeple Muhammed Zeyd’i oğlu ilan etmişti. Karısına göz koyup onu elinden alınca “Gelininle nasıl evlenirsin, Zeyd senin oğlun değil miydi” demişlerdi. Ama artık güçlüydü, kimse “ebter” diye dalga geçemiyordu. Yaşı artık 60’a gelmişti ve bir daha oğlu olmayacağını sanarak şöyle der. “Ben erkek çocuk babası değilim, koskoca peygamberim, daha ne olsun” (37/40) Aylar sonra Mısır’a elçi gönderilecektir. Hatib adında bir adam seçilir. Mısır firavunu Hatib’e iki genç kız verip gönderir. Kızlar Mariye ve Sirin’dir. Adam iki güzel kızla çölde baş başa yolculuk yapar. Hatib Mariye ile sevişmiş midir? İddiaya göre hayır. Sadece Sirin’le sevişmiş, Mariye’ye hiç dokunmamış, Muhammed’e ayırmıştır. İki kızla Muhammed’in yanına gelir. Muhammed Mariye’yi kendine alır ama Sirin’i Hatib’e vermez. 60 yaşındaki şairine verir. Hatib buna çok içerler. Birkaç ay sonra Mariye’nin hamile olduğu anlaşılır. Acaba bebek 60 yaşındaki Muhammed’in midir? Başka kimin olabilir ki? Ve birkaç ay sonra Mekkelilere muhbirlik yapan bir hain yakalanır. O hain Hatib’tir. Bir sene öncesinin güvenilir elçisi artık hain olmuştur. Ve ondan da birkaç ay sonra Mariye’nin  (ismi verilmeyen) bir adamla adı çıkar. Hatta derler ki “bebek aslında onun”. Muhammed der ki “derhal adamın kellesini getirin” Ama ahali bilmektedir ki yalancı şahitlik iş görüyor. Derler ki “Adamı tam öldürecektik, içimize doğdu belki erkekliği yoktur dedik, bir baktık hakkaten erkekliği yok”. Muhammed buna da inanır. Öte yandan ayet(37/40) çürümüştür. Muhammed’in İbrahim adında erkek çocuğu olmuştur. Çocuk iki yaşındayken geri kalmışlığın etkisiyle basit bir yarası tedavi edilemeyince ölmüştür. Muhammed’in dünyası başına yıkılır. O kadar etkilenmiştir ki birkaç ay içinde hastalanmış ve ölmüştür. Ayşe ise onu teselli etmektedir. “Ne üzülüyorsun, Firavun’un piçiydi zaten, senin değildi” Sherlock Holmes sorusudur: Bebeğin anası bellidir de babası sizce kimdir?

 

79.  Çocuk yaştaki kızlarla evlilik serbesttir fakat genelde ilişkiye girilmez, beklenir. Ayşe bunlardan biridir, çocuk yaşta ama ilişki olmaksızın evlenmiştir. Başka bir örnekte Halife Ömer, Ali’nin kızını ister. Ali der ki “kızım daha adet görmedi” Ömer der “Olsun sen ver, bende dursun” 60 yaşındaki Ömer’in bu küçük kızdan iki çocuğu olmuştur. Adet görmemiş kızlarla yapılan evliliklerle ilgili ayet vardır (65/4) Bu ayet çocuklarla yatmayanlar için geçersizdir. Yatıp da hamilelik konusunda tereddütte olanlar için geçerlidir

 

80.  Geliniyle evlenebilmek için evlatlıklarla evliliği serbest bırakmıştı(33/4) Ancak bu durum büyük problemlere yol açtı. Çünkü evlatlık artık namahremdi. Fakat ayet öncesinde tıpkı Muhammed gibi öteki insanlar da evlatlık gelinlerinin, oğullarının, kızlarının evine rahat rahat girip çıkıyorlardı. Artık giremeyeceklerdi. Bunlardan biri olan Salim ve evlatlık annesi, yaşadıkları mağduriyeti Muhammed’e bildirirler. Muhammed “annenin memesinin sütünden iç,  sütannen olsun, görüşmeye devam edin” der.

 

81.  Bizde söz namustur. Sözünü tutmayan namussuz muamelesi görür. Muhammed bir olayda yemin ediyor. Aradan zaman geçince dayanamıyor, yeminini bozuyor. Yemin bozmayı serbest hale getiriyor (66/1-5) Sırf bu sebepten “yemin” gibi bir namus sözü ayetlerle ayaklar altına düşmüştür.

 

82.  Kitaptaki sayısız sıkıcı hikayenin senaryosunda da hatalar var. Mesela İblis dedikleri sözde şeytanın cin mi melek mi olduğu bir türlü anlaşılamamıştır (18/50, 2/34)

 

83.  Tıpkı kainat yaratılırken önce yer mi yaratıldı, gök mü yaratıldı bir türlü çözülemediği gibi (2/29, 41/9-12)

 

 

84.  Kadınların insan olup olmadığının tartışmaya açık olduğu gibi. Cümle şu: “Kadınlar insanlara güzel gösterildi” (3/14)

 

85.  Tıpkı Nuh tufanının küresel mi evrensel mi olduğunun bir türlü çözülememesi gibi (11/36-43, 71/26)

 

 

86.  Gemideki Nuh’un dağa giden oğluyla nasıl konuştuğunun anlaşılamaması gibi (11/42-43)

 

87.  Gemiye milyonlarca hayvanın nasıl sığdığının, nasıl beslendiğinin anlaşılamaması gibi (11/40)

 

 

88.  Bazı absürt senaryolar var. Bunlardan bir tanesi Davut’un 99 koyuna sahip adamla olan hikayesidir. Hikayeyi dinleyen Davut durup dururken tövbe ediyor. (38/22-24) Tevrat’a bakmadan ne dediğini anlamak mümkün değildir. Bakınca ahlaksız bir hikayeyle karşılaştık. O tövbe onu kurtarmaz.(II.Samuel/11)

 

89.  Tevrat’a bakmadan anlaşılamayan bir başka hikaye de Musa’nın buzağıya tapan halkına “nefislerinizi öldürün” demesidir.(2/54) Hikaye orijinal bir korku filmine dönüşecektir. Squid Game’in muhtemel ilham kaynağıdır. (Çıkış 32/27)

 

 

90.  Lut evindeki misafir erkeklere tecavüze gelmiş azgın adamlara “İşte kızlarım, onlar daha temizdir” (11/78) diyor. Kızlarına tecavüz edilmesini istiyor. Tevrat’a bakmayınca  “ne biçim baba” diyor, kızlara acıyoruz. Bakınca “keşke tecavüzcülerin yerine kızlar helak olsaydı” diyoruz. (Yaratılış 19/30-38)

Başka bir soru da şu: Bütün şehir helak olduğuna göre tecavüze gelenler çoktur, diyelim ki 50 kişidir. Acaba Lut’un iki kızı 50 erkeğe yeter miydi? Lut, tarihin ilk gangbang’ini mi teklif etti?

 

91.  Yine Tevrat’a bakmadan anlaşılamayan bir konu da çocuğu olacağını öğrenen İbrahim’in yaşlı karısının gülmesidir (11/71-72) Bir insan bir söze iki gerekçeyle gülebilir. Hangisi acaba?(Yaratılış 18/11)

 

92.  Tevrat’a bakmadan anlaşılamayan meşhur bir konu da Adem’in cennetinin yerde mi gökte mi olduğudur. “İnin aşağı”(2/36) deyince gökte diyoruz. “Madem gökte, şeytanın orada ne işi var” deyince yerde diyoruz.(Yaratılış 3)

 

 

93.  Tevrat’ta on bela uzun uzun anlatılır. Muhammed bunları tek cümlede toplamıştır. “Kurbağa, çekirge, haşere, kan, tufan belaları” der (7/133) Detaylar için Tevrat’ı açtığımızda bir de ne görelim. Musa ve Allah her seferinde yeni plan yapmaktadır ama firavun her seferinde son anda vazgeçerek onları kafaya almaktadır. Utanmadan Allah’a enayi muamelesi yapmışlar.

 

94.  İbrahim kelimesi isim değil sıfat olduğu için, anlamı da “Yüce baba(ib-rahim)” olduğu için İsrail ve Arapların yüce baba hikayeleri birbirine karışmıştır. İbrahim bir Urfa’dadır, bir Mekke’de, bir Mısır’da. Haliyle hikaye komikleşiyor. Kediniz vebalıysa, hastalığı bulaşıcıysa, iğrenseniz, nefret etseniz en fazla 3 km öteye kovarsınız. İbrahim’in karısı, hizmetçisi Hacer’i kovuyor. İbrahim’in Hacer’den İsmail adında çocuğu var. Kadını ve çocuğu alıyor, çölleri geçip 2500 km ötede çorak bir arazi olan Mekke’ye götürüyor. (14/37) Hatta iddiaya göre bıraktığı yerde su bile yok.

 

 

95.  Hıncını alamıyor, çocuğun kafasını da koparmaya kalkıyor. (37/100-107) Çocuğun çilesi bitmiyor. Şehri Cürhüm diye bir kabile basıyor. Adamların aklına çocuğu köle yapmak gelmiyor. Onun yerine kabile lideri yapıyorlar. Böylece İsrailliler ile Araplar arasında akrabalık kurulmuş oluyor. Gerçi ayetteki çocuğun İsmail mi İshak mı olduğu pek anlaşılmıyor. Bana sorsanız İshak. Tevrat da İshak diyor. Her durumda Allah’tan yalvar yakar istediği çocuğu boğazlamaya çalışıyor.  

 

96.  Muhammed ikinci döneminde yani İsrail hikayeleri döneminde Yahudi kölelerden Tevrat öğrenir ve şiirler oluştururdu. Yahudi hikayelerini öğrenirdi. Yeni bir hikaye sorduklarında “Sonra anlatırım” diyordu. Kölelerden öğrenip şiirini oluşturuyordu ve okuyordu. “Sen filan köleden öğreniyorsun” diyenlere “Evet, o köleyle görüşüyorum, ondan Tevrat dinliyorum ama o köle Arapça bilmez” (16/103) diye kendini savunuyordu. Bir gün “Kehf Ashabı” denen mağara arkadaşlarını sorarlar. Hikaye Yahudi değil Suryani hikayesidir fakat bunu bilmez. “Tamam anlatırım” der. Akşam kölelere sorar. Köleler der ki “bizde böyle bir hikaye yok” Anlatamaz. Verdiği sözden çok sonra yarım yamalak anlatır. Geciktiği için mahçuptur. “Bir daha inşallah demeyi unutma”(Kehf Suresi-18/24) diye kendine fırça çeker.

 

 

97.  Kendine fırça çekmesinin sebebi milletin gazını almaktır. Bunu Ömer gibi güçlü ve otoriter adama karşı sık yapmıştır. Bedir savaşı sonrası Ebubekir “esirleri öldürmeyelim” der. Ömer “öldürelim” der. Muhammed “acele etmeyelim arkadaşlar, melek gelince sorarız” demez. Esirleri öldürmezler. Parayı vereni salarlar. Aynı esirler bir sene sonra Uhud’da müslümanlara karşı savaşır ve onlarca müslüman ölür. Ömer duruma sert tepki gösterir. Muhammed özür diler: “Esirleri öldürmek gerekirdi, ölen müslümanlar cennete gitti”(47/4)

 

98.  Kehf Ashabı’na geri dönelim. Orijinal hikaye Nusaybin okulu öğrencisi Suruçlu Yakup’a aitti ve Suryanice’ydi. Muhammed bunu bir türlü anlatamamış, özür dilemişti. Anlatmaya başlar. “Kehf Ashabı ve Rakim(Rqym)” diye bir başlık kurar.(18/9) Fakat orijinal başlığı “Kehf Ashabı ve Decius(Dqys)” tur. Peygamberin amcaoğlu İbn Abbas “Her kelimeyi çözdüm de şu Rakim’i çözemedim” der. Çünkü öyle bir kelime yoktur. Orijinal hikayede harf hatası yapmıştır. (Süryanicede “d” ve “r” ile “m” ve “s” harfleri benzerdi, dikkatsiz yazılınca karıştırılmaya müsaitti)

 

99.  Kehf Ashabı’nın kaç kişiden oluştuğunu da bulamamıştır. Rivayetler 3, 5 ve 7’dir. Bir türlü seçememiştir. Güya kainat yaratan Allah’ın ağzından dinleyelim: “Onların sayısı üç kişidir dördüncüsü köpektir dediler. Onların sayısı beş kişidir, altıncısı köpektir dediler. Onların sayısı yedi kişidir, sekizincisi köpektir dediler. De ki, onların sayısını Allah bilir” (18/22)

 

100.                      Muhammed’in bir büyük hatası ise Mekke döneminde İsa hakkında hiçbir şey bilmeden yola çıkmasıdır. Yahudi kölelere sahip olması sebebiyle Yahudiliği bilmektedir ama İsa eğitimi almamıştır. Mekke’de bütün peygamberleri anlatmıştır ama İsa hakkında tek bir cümle kuramamıştır. Roma Hristiyanları 451 yılında İran hristiyanlarını dinden aforoz edince İranlılara ait Nusaybin okulu Suryanice olarak yeni İnciller üretmeye başladı. Muhammed’in hristiyanlığa ait bildiği şeyler bu okulda üretilen ve Suriye-Arap bölgesinde popüler olan bazı Suryanice metinlerdir. Fakat o metinler İsa’nın yetişkinliğini anlatmaz. Meryem’i anlatır. Bu sebeple Meryem’in kucağında bir bebek(19/34) olmak dışında İsa hakkında tek bir cümle kuramaz.

 

 

101.                      İsa hakkında bir şey bilmemesi, ilk kez 625 yılında başına bela olmuştur. Bunun üzerine Al-i İmran suresi yazmıştır. Ne var ki yazdığı metinlerin hiçbiri (yemek mucizesi hariç) Vatikan’ın ya da İstanbul’un elindeki Yunanca metinlerle uyuşmadığı gibi, tamamı Nusaybin Okulu’ndaki Suryani metinlerle uyuşur. Örneğin çamurdan kuş (3/47) hikayesinin orijinali Suryani metinlerdedir ve İsa’yı ukala terbiyesiz bir çocuk gibi göstermektedir.

 

102.                      “Belki de doğrusu Suryani metinlerdir” diye akla gelebilir. Muhammed’in yazdıkları o metinlerle de tam olarak uyuşmamaktadır. Meryem Suresi’nde Meryem ve Cebrail’in yemek muhabbeti yaptığını görüyoruz. (19/24-25) Süryani kitaplarda “Melek” adı verilen varlık, çocuk dizilerindeki hayaletler gibi her dakika gelip gitmektedir. Fakat buna rağmen yemek muhabbetinde melek yoktur. Meryem’in yanında Yusuf adlı kocası vardır ve yemek muhabbetini bebek İsa ile yapmaktadır. Başka bir hata ise Muhammed,  Meryem’in babasının İmran olduğunu sanar (66/12, 3/36-37) ancak Suryani metinlerde Meryem’in babası Yoakim’dir.

 

103.                      Meryem’in babası İmran(66/12), kardeşi Harun olarak yazmıştır (19/28) Çünkü Musa’yı İsa’nın dayısı sanmıştır. Yahudi kölelerin öğrettiği metinlerde “Harun’un kızkardeşi Meryem”(Çıkış,15/20) diye bir söz vardır. İsa’yı hiç bilmediği için bu Meryem’i İsa’nın annesi olarak düşünür. Halbuki bu Meryem farklı biridir. Musa ve Harun’un ablasıdır ve hikayeye göre Musa’yı Mısır sarayına sokan kızdır. Muhammed bunu bilmez. Tevrat kitabındaki Meryem karakteriyle, İncil kitabındaki Meryem karakterini birbirine karıştırır. Bugün herhangi bir hristiyana “neden müslüman olmuyorsun” sorusu sorduğumuzda alacağımız ilk cevaplardan biri bu hatadır.

Olay şöyle gelişmiştir. 625 yılında Necranlı Hristiyanlar Muhammed’le konuşmaya gelir. İsa hakkında anlaşamazlar, Meryem Suresi’ne itiraz ederler, dönerler. Şehirde Necranlı (Aşağıda Bkz: Detay- Neccar - Necran) bir müslüman vardır. Eski hristiyandır. Ona Meryem’i ve babasını yeniden anlattırır. Adam artık her ne anlattıysa öğrendikleri üzerine Al-i İmran Suresi’ni yazar. Bu sureden sonra İsa’nın dayısı Musa anlatısı daha da belirginleşmiştir. Hatta Musa’nın babası ve İsa’nın dedesi olan İmran’ın soyu özel olarak övülür(3/33) Hatayı gören Necranlı adam Muhammed’i yanlış yönlendirdiğini görür. Allah’tan değil de kendisinden duyduklarını yazdığını anlar. Bu büyük hata ortaya çıkarsa kelle koltuktadır, kaçar. Kaçtığı yerde Muhammed’in yalancı olduğunu anlatır. Muhammed’in adamları bir suikastle adamı öldürür. Mezarını bile her gece bozmuşlardır.

 

104.                      Muhammed 610-614 döneminde yani henüz Tevrat bilmediği, az bilip çok küfrettiği dönemde yazdığı şiirlerde sık hatalar yapmıştır. Örneğin insanları cehennemle tehdit ederken cehennem menüsüne bir türlü karar verememiştir. “Orada sadece irin yiyeceksiniz (69/36) “Sadece zakkum yiyeceksiniz” (44/44) “Sadece kuru diken yiyeceksiniz” (88/6)

 

105.                      610-614 döneminde Muhammed sadece kıyamet anlatırdı. Anlatırken mitolojileri birbirine harmanlamıştır. Bir mitolojide amel defteri sağından verilenler cennete gitmektedir(84/7). Başka bir mitolojide terazi kurulur, sevaplar tartılır, sevapları ağır gelenler cennete gitmektedir(101/6) Kuran’da olmayan daha popüler bir mitolojide ise sırat köprüsünden geçebilenler cennete gitmektedirler.

 

 

106.                      Güya Allah şeytana kızıp kovunca Şeytan “dur bir saniye” diyor. Allah’a akıl vermeye başlıyor.  Ortaya şöyle bir mizansen çıkıyor.

-          ŞEYTAN: Dur bir saniye, benim bir fikrim var

-          ALLAH: Nedir

-          ŞEYTAN: Sen şimdi beni kovma. Ben Adem’i kandırayım, onu kandırınca sen ona kız, ceza olarak dünyaya düşür

-          ALLAH: Onu nasıl kandıracaksın

-          ŞEYTAN: Yasak bir ağaç koy, ben ona o ağaçtan yediririm

-          ALLAH: Ben sana ceza vermek yerine seni cennete mi koyayım

-          ŞEYTAN: Geçici bir süre için. Adem’i kandırınca ikimizi de dünyaya gönder.

-          ALLAH: Sana ne zaman ceza vereceğim

-          ŞEYTAN: Sen bu Adem’in dişisini de yarat. Bunlar ilişki kurup çoğalsınlar. Çoğaldıkça ben yeni doğanları da kandırayım. Binlerce yıl sonra bir kıyamet koparırsın, bana da ceza verirsin

-          ALLAH: Peki, dediğin gibi olsun (7/14-15)

Bu saçma mizansene göre şeytana uyanların ilki Allah’tır. Tevrat’a ve İncil’e bakarak şeytanın nereden nereye evrildiğini hayretle gözlemliyoruz.

 

107.                      Kuran okurken karşımıza gelen sadist hikayeler var. Bir tanesi Süleyman’ın durup dururken atların bacaklarını kesmesidir(38/25) Kuran’dan 6 asır sonra Razi adında bir adam “kesmek” kelimesinden rahatsız olarak anlamını değiştirince hikayeyi anlaşılmaz hale getirmeyi başarmıştır. (Mesh kelimesi ing.Slice kelimesine denktir)

 

108.                      Musa ile Hızır’ın hikayesinde bir çocuk asla işlememiş olduğu bir günah yüzünden öldürülmüştür (18/64-82)

 

 

109.                      Hırsızın eli kesilmelidir(5/38) Düzeni bozan insanların elleri ve ayakları çaprazlama kesilmelidir (5/33)

 

110.                      Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar herkesle savaşılmalıdır(2/193)

 

 

111.                      Bazı hikayeler de çocuk masalı gibidir. Kırmızı Başlıklı Kız Hikayesi gibi. Yunus denen adam balığın midesinde dua okumaya başlamıştır (21/87)

 

112.                      Süleyman kuşla savaş analizi yapmıştır (27/23-27) Kuşun kendisini kandırmasından korkmaktadır.

 

113.                      Süleyman’ın ordusunu gözleyip başkomutanını tespit eden nöbetçi karınca öteki karıncalara anons geçmiştir(27/19-20)

 

114.                      Süleyman’ın cinleri evden eve nakliyat yapmıştır (27/38-40)

 

115.                      Mucizelere inanmasak da hata diyemeyiz. Örneğin Musa sopayı atıyor, yılan oluyor(7/32) Denizi ortadan yarıyor(2/50) Bunlara hata diyemeyiz çünkü yalan olduğunu asla ispatlayamayız. Elbette binlerce yıl önce böyle hayali destanlar uydurmak kolay. Ancak yıl olmuş 610. Muhammed’in böyle bir mucize gösterme ihtimali yok. Diyor ki “Mucize göstermiyorum çünkü öncekileri yalanladınız”(17/59) Güya Allah mucize yönteminde başarısız olduğunu kabul etmiş ve yönteminden vazgeçmiştir.

 

 

116.                      Kitapta otorite ve kararlılık sorunu da vardır. Allah’ın ağzından bazı emirler vermiş, millet tepki gösterince vazgeçmiştir. Örneğin Muhammed özel sorulardan bıkmıştır. Bazı sorular da zordur ve zaman almaktadır (58/1-4) Der ki “bundan böyle özel görüşmeler paralıdır”(58/12) Millet tepki gösterir. Çoğunun dizinde pantolonu yok, ne parası. Bunun üzerine vazgeçer “Madem öyle vazgeçtim, para vermeyin” (58/13)

 

117.                      Diyor ki “Savaşta bir müslüman 10 kafire bedeldir.” (8/65) Tepki gösteriyorlar. “Biz 1000 kişiyiz, 10000 kişiye karşı savaşamayız” Vazgeçiyor. “Madem öyle, bir müslüman iki kişiye bedeldir” (8/66)

 

118.                      Bedir savaşı kazanılıyor. Diyor ki “Ganimetler sadece bana aittir” (8/1) Millet tepki gösteriyor. “Boşa mı savaştık?” Vazgeçiyor. “Ganimetlerin sadece beşte biri bana ve akrabalarıma aittir, beşte dördü sizindir”(8/41) Öte yandan ganimetler o kadar çoktur ki Muhammed’in akrabası isen çalışmana gerek yok.

 

119.                      Ganimet kavgaları burada bitmiyor. Bedir’den kısa bir süre sonra Beni Nadir denen Yahudileri topraklarından sürerler. Muhammed der ki “Buradan ganimet alamazsınız, çünkü savaş yapmadınız (59/6-7) Mallar kime kaldı acaba. 1-Yetime 2-Yoksula 3-Muhammed ile akrabalarına. Muhammed’in kaç akrabası var ki her mal onlara kalıyor. Muhammed ölünce Fedek denen bir arazi savaşsız alındı diye Muhammed’in kızı Fatıma “bu arazi benimdir” diye tutturmuştur. Ömer sana onu bırakır mı hiç.

 

120.                      Diyor ki “dul kadınların kocalarıyla irtibatı bir sene sürer”(2/240) Bu süre çok geliyor. Değiştiriyor ve 4 ay 10 güne düşürülüyor(2/234) Hatta Osman Kuran’ı yeniden düzenlerken önceki ayetin Kuran’dan çıkarılması gündeme gelmiştir.

 

121.                      Ayetlerin tamamı Muhammed’e ve çıkarlarına hizmet etmektedir. Muhtemelen domuz eti neden haramdır diye çoğumuz düşündük ve hocaların komik cevaplarına ikna olmadık. Mesela kurbağa eti, eşek eti, köpek eti haramdır yazmaz. At eti yiyen çoktur ve halen tartışmalıdır. Ama dört defa “domuz eti haramdır” yazar. Domuz etinin haram olmasının sebebini tahmn etmek oldukça güçtür. Fakat her ayetin Muhammed’e hizmet ettiği gerçeğini unutmadığımızda bunun da cevabını buluyoruz. Bu ayetler, Muhammed’in 622-626 döneminde Yahudilerle yaşadığı tartışmalar üzerine yazdığı ayetlerdir. Muhammed, Yahudileri aynı Allah’tan haber aldığına dair ikna etme çabasındaydı. Fakat Yahudilerin Allah’ının çok sert hükümleri vardı. Domuz eti bu tartışmalardan biridir. Arap yarımadası’nda domuz yoktu, haliyle yemezlerdi. Deve ve tavşan çoktu ve yerlerdi. Yahudilerde ise üçü de haramdı. Bu dönemde yazdığı “domuz eti haramdır” ayetlerinin hemen arkasından şu eklemelerde bulunuyor: “Yahudiler haramları abartıyor. Yahudilere ceza olarak fazladan haram verdik.  Yahudilerle bu konularda tartışmaya girmeyiniz” (16/115-118, 6/145-146)

 

122.                      610-614 döneminde Muhammed çok küfrederdi. Amcası Ebu Leheb’le çok yakındı, hatta dünürdü. Muhammed İpek Yolu kullanırdı, Kabe’den para kazanmazdı fakat amcası Ebu Leheb Kabe’den geçinirdi. Muhammed “Kabe’deki putlar yıkılacak” deyince Ebu Leheb küplere bindi. Oğulları Muhammed ve Hatice’nin kızlarını boşadı. Muhammed her iki dünüre de çok sert bir şiir yazmıştır: Ebu Leheb’in dili kurusun, karısı da odun hamalı olsun (111/1-5)

 

123.                      Muhammed 610-614 döneminde şiir şeklindeki ayetlerini silah olarak kullanırdı. Adamın biri(As b. Vail) ona “ebter” demişti.  Erkek çocuğu olmayanı aşağılamak için kullanılan bir kelimeydi. “Biz sana verdik kevser, aslında odur ebter” (105/1 ve 105/3) diye cevap vermiştir. Ebter dediği adamın oğlu 30 yıl sonra İslam komutanı olmuş, torunu ise 50 yıl sonra hadis alimi olmuştur.

 

124.                      Muhammed 610-614 döneminde çok küfrederdi. “Ben peygamber oldum” diye kendini tanıtırken seksen yaşını aşmış Mahzumlu Velit’in yanına getirirler. Velit kabul etse iş tamamdır. “Ben melek gördüm” der. Fakat seksen yıldır puta tapan bu adam “oğlum yemin olsun ki sen cin görmüşsün” der. Velit’e ağzına geleni sayar. “Ben cin görmedim. Gününü göreceksin. Çok yemin eden yalancı aşağılık piçkurusu, çok oğlu çok parası olan adam, sana boyun eğmem” demiştir. (68/10-14)  Yirmi yıl sonra işbu piçkurusu dediği adamın oğluyla el sıkışacak, savaşı bitirecektir. Başka bir yerde adama “Düşündü düşündü, Kahrolası ne biçim düşündü”(74/17-18) demiştir.

 

125.                      Mahzumlu Velit ölünce Muhammed, Mahzumlu Ebu Cehil’le kısa süreli bir anlaşma yapar. “Kabe’ye dokunma, putlara dokunma, kimle ne yapıyorsan yap” derler. Muhammed “Tamam, sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” der, kabul eder. (109/5) Anlaşma fikri bir barışa dönüşür. Putlar güya Allah’ın melekleri kabul edilecektir. İşbu barış döneminde Lat, Menat, Uzza adlı putlara “Ulu turnalardır, şefaatleri umulur” demiştir. Habeş Muhacirleri “barış oldu” diyerek dönerler. Fakat Ebu Cehil ile Muhammed’in arası yeniden açılır. Barış bozulduktan yıllar sonra Kureyşlilerle muhatap olduğunda bu eski ayetleri reddetmiş “onları bana şeytan söyletmişti” (22/52) demiştir. Böylece sıkıntılı o ayetler Kuran’a konmayacaktır.  sildirir. Geriye bunlar kalır (53/19-32) Ebu Cehil’e de barışı bozduğu için sitem eder(53/33-35) Barış dönemini bitirirken “az daha ben de kafir olacaktım” (17/73-75) demiştir.

 

126.                      Barış dönemindeki “ulu turnalar” ayetlerini silse de Fil Suresi’ni silmemiştir.  Fil Suresi baştan sona bir put efsanesidir. Hikayeye göre Allah’a inanan hristiyan Ebrehe putlarla dolu Kabe’yi yıkmaya gelir. Putların yıkılacağını duyan Allah güya sinirlenir ve tarihte hiç görülmemiş kuşlar gönderip Ebrehe’nin kafasına taş yağdırarak putları savunur. (105/1-5)

 

127.                      Putlarla dolu Kabe’deki ticaret Mekke için çok kutsaldır. Putperest hacılar belli aylarda Kabe’ye gelir, panayırlara katılır. Bu aylara “Haram Aylar” demişlerdir. Bu aylarda kan dökülmez ki ticaret aksamasın. Muhammed ölümüne dek haram aylar adetinden  vazgeçmemiştir(5/97) Ne var ki Muhammed öldükten sonra Araplar kısa sürede imparatorluklarını genişletince Mekke’ye özgü “Haram Aylar” denen uygulama çağ dışı kalmıştır. Kimse uygulamamıştır.

 

128.                      Barış döneminde çıkarlara hizmet eden bir diğer sure de Kureyş Suresi’dir. Muhammed, Ebubekir, Osman ve Abdurrahman İpek Yolu’ndan para kazanıyordu. Hepsi müslüman olmuştur. Fakat amcası Ebu Leheb, Abbas, Ebu Cehil, Halit bin Velit Kabe’den para kazanıyordu. Hepsi putperesttir. Putperest hacılar ise haram aylar denen panayır dönemlerinde Kabe’ye geliyordu.  “Peki tamam Kureyş’in telif(ticari) hakları için dediğiniz olsun, putperest hacılar gelsinler, putlarla dolu Kabe’ye tapsınlar, Kureyş para kazansın” demiştir. (106/1-4) Yıllar sonra aynı Kabe’ye kendisi tapacaktır. Gerçek tapınak Kabe’dir diyecektir (3/96)

 

129.                      “Gerçek tapınak Kabe’dir” der ama nedense Muhammed o günlerde Kudüs’e tapıyordu. Öylesi bir Kudüs aşığıdır ki Allah’ın huzuruna çıkabilmek için hayalinde Mekke’den Kudüs’e geçmiştir.(17/1) Bize de bunu Miraç diye anlatırlar.

 

130.                      622-626’da Muhammed Yahudilerle tartıştıkça Kudüs’ten soğuyor. Kıble Kabe’ye dönüyor(3/96) 628 yılı Ocak ayında Bizans-İran savaşının bitmesiyle, İran’ın yenilmesiyle ortam yumuşuyor. Yapılan sıkı pazarlıklar (Mart 628 Hudeybiye, Mart 629 Kaza Umresi) sonrası Kabe’deki putperestlerin haccı da İslam’a giriveriyor. Müzdelife, Mina, Arafat, Tavaf, Şeytan Taşlama, Hacer-ül Esved ibadetlerinin tamamı putperestlerin ibadetidir. Daha birkaç yıl önce taptıkları Kudüs’te böyle ibadetler yok. Bu ibadetler İslam’a girer girmez önce amcası Abbas, ardından 629 Mayıs’ta  Mahzum lideri Halit bin Velit(Velit’in oğludur) din değiştirip müslüman oluyor. Geriye bir tek Kabe’den para kazanmayan Ebu Süfyan kalıyor. Birkaç ay sonra 630 Ocak’ta Mekke’ye kılıç bile sallamadan giriliyor. Araplar bütünleşiyor.

 

131.                      “Allah” kelimesi putperestlerin tanrısıdır.  “Allah = Al ilah(the god)” demektir. Gerek Lebbeyk, gerekse Şıb yazısında Allah kelimesi geçer. Bu tanrı insan gibidir. Sever(5/54), Öfkelenir(43/55) Umar(18/80) İki eli vardır(38/75) Oturur(69/17)

 

132.                      Muhammed’in 627-632 döneminde kullandığı bir kelime vardır: “Ey iman edenler”  Bu cümleyi duyan günümüz müslümanları heyecan kesilirler. “Acaba bana mı söylüyor” derler. Ancak doğrusu “Ey cemaat” demektir. Ve bu cemaat erkektir. Basit konularda etrafındakilere fırça çekeceği zaman bu cümleyi kullanır. Bir tanesi şudur: “Ey iman edenler, size mecliste kalkın deyince kalkın, oturun deyince oturun” (58/11)

 

133.                      Başka bir yerde de “Ey İman edenler”der. “Kadınlara zorla mirasçı olmayın” (4/19) İman edenler derken kadınları kastetmediği açıktır.

 

134.                      627-632 döneminde bir gün uyurken şehir dışından bir heyet günlerce yol yaparak şehre gelir. Muhammed uykusundan kalkmayınca kızarlar, uyandırmak isterler. Kapısında gürültü yapanlarla tartışır “Ey iman edenler bana sesinizi yükseltmeyin”  “Ne bağırıp duruyorsunuz, görgüsüz herifler, az bekleseniz gelecektim” (49/1-4) demiştir.

 

135.                      Muhammed’in öğle uykusu sandığımızdan daha değerlidir. “Öğlen ortasında çocuklar yanınıza girmesinler, çünkü uyumak için soyunuk olursunuz” (24/58) gibi gereksiz bir detaya girer. Günümüzde bu durum anahtar gibi basit bir araçla halledilebilecek bir iştir. Ayrıca dünyanın büyük çoğunluğu öğlen vakti soyunmaz.

 

136.                      Norveç’te yaşayıp da halen müslüman olanlar 20 saat oruç tutmaktadırlar. Çünkü orucun periyodu hesaplanırken Araplar hariç kimse düşünülmemişti (2/187)

 

137.                      Kuran, okuması en zor ve en sıkıcı kitaplardan biridir. Sürekli belgisiz zamirler kullanılır. Bazen zamirlerin kime ait olduğunu bulmak güçtür. Ömer, Osman ve Abdülmelik’in ekiplerinin editörlüğünden geçerek yazım hataları düzeltilmiştir. Sıralamayı Osman yapmıştır. “En uzunlar önde olsun, kısalar arkada olsun” gibi basit bir sıralamadır. Fakat yıllarca süren editörlüğe rağmen gözden kaçırdıkları yazım hataları vardır. Örneğin Allah bir yerde “ben peygamberim” demiştir (11/2)

 

138.                      Başka bir tanesinde peygambere “ben Allahım” dedirtmişlerdir: “De ki ey kullarım” (31/10)

 

139.                      Başka bir tanesinde güya Allah der ki: “Allah onları katletsin”. (63/4)

 

140.                      Fatiha’da Allah, dua eder gibi konuşur: “Bizi doğru yola ilet… bizi şöyle yap böyle yap..vs” (1/5-7)

 

141.                      Bir yerde yine duaya bağlamıştır. “Ey rabbimiz bizi şöyle yap böyle yap…vs” (2/286) Bazı meallerde parantez içinde şöyle bir bilgi eklemek zorunda kalmışlardır: “ (Şöyle diyerek dua ediniz)”

 

142.                      “Şüphesiz” sözünü diline pelesenk etmiştir. Sürekli olarak “şüphesiz” kelimesini kullanır. Ne var bunda, olabilir. Fakat Musa’yı konuştururken de habire “şüphesiz” kelimesi kullanır.(40/39, 40/44, 10/81, 10/88) Diyelim ki bu da olabilir. İbrahim’e de habire kullandırır (60/5, 2/129, 37/99) Zekeriya’ya kullandırır(19/4) Habil konuşuyor, aynı(5/29) İmran’ın karısı konuşuyor, aynı(3/35) Şuayp(10/93) Yusuf’un kardeşleri (14/88) Karun(28/82) Daha ötesi de var. Bilge insan Lokman tavsiyeler verirken iyice abartmıştır: “Şüphesiz seslerin en çirkini eşeklerin sesidir” (31/19)  (Mealciler çevirilerde utançlarından “şüphesiz” kelimesini vermeyip değiştirirler)

 

143.                      Senarist aynıdır. Yazdığı replikler kelimesi kelimesine aynıdır. Nuh kavmi için hangi replikleri yazdıysa(26/105-109) Ad kavmi için de aynı replikleri kelimesi kelimesine yazmıştır(26/123-127) Semud kavmi için de aynı(26/141-145) Lut kavmi için de aynı(26/160-164) Eyke kavmi için de aynı(26/176-180)

 

144.                      Muhammed evlenilemeyecek tüm kadınları tek tek sayar. “Bunun dışındaki tüm kadınlarla evlenebilirsiniz” demiştir (4/23) Babaanne ve anneanneyi unutmuştur. Eğer Muhammed’in sözlerini ciddiye alırsanız babaanne namahremdir, evlenilebilir, örtüsü olmadan göremezsin, dokunamazsın, öpemezsin.

 

145.                      Tartışmalı konulara girmiyoruz, homoseksüelliğe savaş açmışlarsa doğru kabul edelim.  “Kadınlar varken erkeklere gitmeyin”(7/80-81) demişlerdir. Ama nedense lezbiyenlik yasaklanmamıştır. Tevrat’ta konu şöyle anlatılır. “Erkek-Erkek, Erkek-Hayvan, Kadın-Hayvan ilişkileri yasaktır” Şansa bak. Her iki kitapta da bu konu unutulmuş. O günlerde bir erkek dört kadınla evleniyordu. Sayısız cariye vardı. Lezbiyenlik bir erkek fantezisidir ve o günün kadınları ve cariyeleri erkek ne derse yapmak zorundadır. Acaba lezbiyenlik unutuldu mu, akla hiç gelmedi mi? Yoksa bir fanteziye açık kapı mı bırakıldı?

 

146.                      Vaat edilen cennet, ilkçağ insanlarının cennetidir. İnsanın aldığı tüm zevklerin hormon takviyesi ile yapılabileceğini bilmemektedirler. Hayalini kurdukları cennet bugün sanal alemde yaratılan cennetlerin onda biri bile değildir. Çapı ilkçağ çapındadır: İlikleri görünecek kadar zayıf, göğüsleri yeni tomurcuklanmış kızlar(78/33) çadırlarda kalan beyaz tenli kara gözlü kızlar(55/72) altından ırmaklar akan köşk (22/23) sarhoşluk vermeyen içkiler (52/23) inci gibi genç erkekler (52/24) altın bilezik, ipekten elbiseler(18/31) vaat edilenlerdir. Cehennem de çapsızdır. Yapay zekadan mahrumdur. Cehennemin kapısında bekçi vardır. Millet kaçmasın diye(96/18)

 

147.                      İmtihan araçtır. Sonuçları amaçtır. Sınıfı geçmek için, üniversite kazanmak için yahut işe alım için imtihan yapılır. İmtihanın sonucunda cennete alım yapılıyorsa bu makul sayılabilir. Ancak eğer bir imtihanın sonucunda cehenneme de alım yapılıyorsa amaç insanları yakmak(88/4), derilerini kavurmaktır(44/44) kamçı vurmaktır(22/21)  Yani bu felsefeye göre güya Allah kızgın ateşte yakacağı insanları belirlemek için imtihan yapmaktadır.(101/9) İsrailliler’de cehennem olması akla mantığa aykırıdır çünkü Yahveh sadece İrail tanrısıdır. İsrailli olmayan biri Yahudi olamaz, dolayısıyla insanlar için imtihan kavramları yoktur. Haliyle kitaplarında bu anlatılar yoktur. Fakat İsrailliler cennet cehennem ve şeytan kavramlarını Musa’dan yüzlerce yıl sonra kendilerini esaretten kurtaran İranlılar’dan (bkz: sırat köprüsü) alırlar. Daha sonra yazılan metinlerden birinde(Yeremya 7/31, 19/2-6) kral çocuklarının kurban olarak yakıldığı bir yer olarak Gehinnom Vadisi tanımlanmıştır. Günümüz İsrail’inde turistik bir mekandır.  Bu vadi hristiyan öğretilerinde cehenneme dönüşmüştür ve  İsa döneminin kitaplarındaki cehennem kavramının ilham kaynağıdır.

 

 

148.                      Gerçekten bir Allah’ın var olduğunu düşünelim. Gerek yok ama gerçekten de dünyaya bir mesaj vermesi gereksin. Dünyaya ne yazmasını beklersiniz. Bence bir sayfalık not yeterli olacaktır. Fakat güya Allah Orhan Pamuk gibi 600 sayfa kitap yazıyor. Bir tane de değil, kitap serisi yapıyor. Dört tane kitap. Üçü İsraillilere, biri Araplara. Üçü İbranice biri Arapça. Güya Allah İsraillilerin adam olamayacağını öngörememiş, binlerce yıllık yatırımları fos çıkmış, bu sebeple Araplara yönelmiştir. Güya Allah önceki kitapları kaybetmiştir, değişmesini engelleyememiştir de ondan dört tane yazmıştır. Güya Allah kaybolan kitabı tekrar göndermeyi akıl edememiştir. Güya Allah bütün felsefesinden, hatta 10 EMİR gibi en kutsal öğretisinden bile vazgeçmiş, yeni kitabına koymamıştır. Güya Allah kainat yaratmayı başarmıştır da kitaplarını iki kapak arasına almayı başaramamıştır. İsa’dan bin yıl önce Hammurabi kitap yazıyor, kaybolmuyor. 500 yıl önce Romalılar yazıyor, kaybolmuyor. Hatta İsa’dan 15-20 yıl sonra havarisi yazıyor, o da kaybolmuyor. Ama güya Allah İsa’ya kitap yazdırmış ve o kitabı koruyamamıştır. Güya koruyamayacağını tahmin edememiştir ama şansını deneyip yazmıştır.

Matta kitap yazıyor ama İsa’nın kendine ait bir incili yoktur. İsa’nın havarisi yani en yakını Matta için “O kim oluyor” diyen tayfa, Muhammed öldükten sonra kitabı yazan delikanlı için (Zeyd’dir ama köle Zeyd değildir) aynı cümleyi kuramamış, hatta bu delikanlıyı öylesine kutsamışlardır ki Ayşe’nin Ebubekir’in Ömer’in bir kez olsun görmediği Cebrail ile hatim arkadaşı yapmışlar “onunla Kuran çalışırdı, tek gecede bütün Kuran’ı dinleyip ezberledi” gibi efsaneler uydurmuşlardır.

Dipnot: Bir hadiste “Cebrail” kelimesi uydurulduysa sebebinin yaşanan çok hayati bir problem olduğunu görüyoruz. “Koskoca Kuran’da namaz niye yok” dediğimizde, “Kuran’ı niye bir delikanlı yazdı” dediğimizde ya da “Muaviye meşru mudur” diye sorguladığımızda karşımıza Cebrail hadisleri çıkmaktadır.

 

149.                      Üç kitap yazdın ve koruyamadın diyelim, ne yaparsın. Dördüncüsünü güzel güzel yazdırırsın. İki kapak arasına alırsın, hatta bir de yedeğini yaparsın, garantiye alırsın. Fakat güya Allah olan bitenden hiç ders almamıştır. Muhammed ölmüş, ortada kitap yoktur. Kitabın yazılmasına dair vasiyet bile yoktur. Halbuki “Biz onu koruyacağız” dedirtmişler (15/9) Yıllar sonra adamlar düşünüyorlar, “ne yapsak, yazsak mı bu kitabı” diye. Zeyd (Bu Zeyd, köle Zeyd değildir) diye bir delikanlı, sağdan soldan ayet topluyor, yazıyor. Delikanlı diyorum çünkü Muhammed güya mağarada melek gördüğünde bu delikanlı daha anasının karnına yeni düşmüştü. Muhammed’i ilk görüşünde yıl 622 idi ve 11 yaşındaydı. Öldüğünde 21 yaşındaydı.

 

150.                      Muhammed Tevrat’a çok hürmet ederdi(5/44) Muhammed, Tevrat’tan değil Tevrat’taki bilgileri saklayan Yahudilerden şikayet etmiştir(6/91)  Fakat Kuran ile Tevrat’ın birçok yerde uyuşmadığı anlaşılınca müslüman alimler çareyi bu ayeti bahane ederek “Tevrat değişmiş” demekte buldular.    Ancak bu anlayış öteki ayetlerle çelişti. “Kuran, Tevrat’ı doğrulamak için gönderilmişti” (3/3, 5/46) Hem de o günkü yahudilerin hâlihazırda okuduğu Tevrat’ı doğrulamak için. (2/41, 5/43, 5/68)

 

151.                      “Tevrat değiştirildi” ısrarı nedendir. Çünkü Tevrat İsrail Tarihidir. Kuran’ın üslubuyla uymaz. Peygamberler her türlü pisliği yapabilirler. Daha ötesi maddi hatalar vardır. “Haman” adlı kişi, yanlış adamın veziridir.(40/36, 29/39)  İbrahim’in babasının ismi hatalıdır(6/74) Karun zengin bir adam değildir(28/78-81)

 

152.                      “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler” yazılmış (9/30) ve Yahudilere iftira atılmıştır. Böyle bir genel söylemleri yoktur. Şayet etrafındaki 1-2 kişi öyle söylediyse tüm Yahudileri bununla suçlayıp ayet yapmıştır.

 

153.                      Muhammed’in her söylediği her an yazılamıyordu. Bazen ne söylediğini unutuyordu, hatırlayan da olmuyordu. “Merak etmeyin, melek gelir, tekrar söyler” dememiştir. Şöyle demiştir. “Öncekini unuttuk çünkü hükmü düştü(nesh oldu), merak etmeyin ben daha iyisini söylerim” (2/106, 16/101)

 

154.                      Kuran’ı detaylı inceleyen hocalar birbirinin tam zıttı anlamları olan ayetler buluyordu. “Demek ki öncekinin hükmü düştü, nesh oldu” demişlerdir. Bu şekilde 500’e yakın ayet bulmuşlardır. Örneğin “herkesin dini kendine”(109/5) sözünden 15 yıl sonra “farklı dinden kimi bulursanız öldürün” (9/29) demiştir.

 

155.                      Örneğin “zina edenler sadece zina edenlerle evlenebilir” (4/3) gibi garip bir hüküm vardır. Bu hükme göre zina edenler listeleri çıkarmak ve evlilik öncesi kan grubu testi gibi bakmak gerekiyordu. Hocalar “nesh oldu” demişler ve bunu uygulamazlar.

 

156.                      610-614 döneminde içki yapmayı övmüştür. (16/67) 627-632 döneminde haram kılınmıştır (5/90)

 

157.                      “Peygamber” denen unvan İsraillilere özgüydü. Tevrat’ta 124 bin İsrailli peygamberden bahseder ama Muhammed bunu bilmemektedir. “Her topluma peygamber gönderildi”(15/10) demiştir. Çinlilerin, Japonların, Türklerin, Fransızların  bundan hiç haberi yoktur. Afrika’da balta girmemiş ormanda yaşayan insanların da haberi yoktur.

 

158.                      Muhammed Hira mağarasında melek görmemiştir. Arkadaşları da şüpheye düşer. “Arkadaşlar vallahi deli değilim. Meleği gördüm, yanıma indi, aramız iki metre kaldı. Bir keresinde de şehir girişindeki parkta(Sidretül Münteha)  gördüm, bir ağaç boyundaydı” demiştir (53/1-17) Vahiy asla Bizans elçisi Dıhye suretinde gelmemiştir. Ümmü Seleme’nin bir göle maya çalma hikayesi yüzünden bu saçma vahiy yöntemi kitaplara girmiştir.

 

159.                      Fetih Suresi’nde bahsedildiği gibi sahabiler kutsal değildir, (48/29) hatta oldukça sıkıntılı kişilerdir. Birbirleriyle ölümcül kavgalıdırlar. Muhammed’i sevmezler ama kılıçtan korkarlar. Aşağıda detaylarıyla anlatılmıştır. (bkz: DETAY- SAHABE YALANLARI)

 

160.                      Biz Muhammed’i görmedik, tanımıyoruz. Nasıl bir karakter olduğunu sadece kitaplardan okuyoruz. Onu en çok tanıyan kişi ana babası olmalıdır. Onu kırk yıldır tanıyan Ebu Talip’e “ben melek gördüm, peygamber oldum” diyor. Adam “Oğlum 40 yıldır sende peygamberliğe dair hiçbir şey görmedim, sana inanmıyorum ama seni seviyorum, ne yaparsan arkandayım” diyor. Babası konumundaki birinin gönlünce inanmadığı adama gönlünce inanan tek topluluk Medine’deki Evs ve Hazreç kabileleridir. Aralarındaki savaşı bitirmek için yeni bir yüze ihtiyaçları vardı. Hassan adlı şairin iyi pazarlamaları sonucu Muhammed Medine’nin zirvesine çıkmıştır. Onlar dışında herkes kılıç zoruyla inanmıştır.  Bedir’e kervan soymaya gitmişlerdir. Kureyza Yahudilerine soykırım yapmışlardır(33/26) Mekke, hac pazarlığı sonrası Muhammed’i kabul etmiştir. Muhammed ölünce zorla iman eden tüm topluluklar dinden dönmüştür. İran’ı işgal ederek müslüman yapmışlardır. Türkler Talkan katliamında kılıçtan geçirilerek müslüman olmuştur. Son bin yıldır hiçbir toplum, hiçbir sebeple din değiştirmemektedir.

 

161.                      Kuran’da namaz belirsizdir. Beş vakti bulmak kolay değildir. Nasıl kılınacağı anlatılmaz. Namaz için “salat” kelimesi kullanılır ama bir yerde “Allah ve melekleri benim için namaz kılarlar” (33/56) demiştir. Ebu Cehil’i eleştirirken “yazık o namaz kılanlara” (107/4) demiştir. Acaba Ebu Cehil’in de kıldığı bir şey midir namaz? Sahi ya, namaz nedir, ne kadar eskidir, kim bulmuştur? “Namaz için saatler sabit olsa daha iyi olmaz mıydı? Tüm cevaplar Sabiiler’dedir. Namaz Sabiiler’den alıntıdır ve Sabiiler’de güneş hareketleri kutsaldır. Bu sebeple sabahın köründe kalkıp sabah namazı kılmalısınız. “Sebbih, Tespih, Sabah, Subhaneke, Subhanallah” hepsi aynı köktendir ve Sabii kökenlidir. O günlerde putperestlerde bile secde ibadeti vardır.

 

162.                      Kitabı ilkçağ insanlarının yazdığına ikna olduktan sonra kitabın dilini daha da iyi çözüyoruz. “Onu Allah yapar” “Onu Allah bilir” sözlerinin aslında “Bilmiyorum” demek olduğunu anlıyoruz. Örneğin “Havada duran güneş yere neden düşmüyor bilmiyorum” (22/65) Kuşlar havada nasıl uçuyor bilmiyorum(16/79) Yağmur hangi formülle yağıyor bilmiyorum(31/10) Ruh nedir, nerededir bilmiyorum (17/85) Kehf Ashabı’ndaki gençlerin sayısı kaç bilmiyorum (18/22)

 

163.                      Burada sadece hata olduğu bariz ve tartışmasız olan başlıklar açtık. Örneğin “elif lam mim”(2/1) ayetine tek başına hata diyemeyiz. Ya da “yemin olsun Tarık yıldızına(86/1)” sözünün bir yıldıza kutsallık verdiği ve hata olduğu bellidir ama ispatlayamayız. İncire, zeytine, erkeğe, dişiye, atlara, kuşluk vaktine, ikindi vaktine ve daha nicelerine ettiği yeminleri de teker teker hata sayamayız. Ancak bunlar gibi yüzlerce ayeti birleştirip tek bir başlık açabiliriz. Bu ayetler mana olarak gereksizdir. Güya Allah yazdıysa, Allah’ı küçük düşürücüdür. Bu ayetlerin tek amaçları Muhammed’in yazdığı şiirleri süslemektir.

 

 

164.                      Kuran’da olağanüstü, insan üstü tek bir cümle yoktur. Hiçbir ayet yoktur ki bakar bakmaz “işte bu mucizedir” densin. (Aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır. Bkz: Detay - Mucize Yalanları)

 

165.                      Der ki “Haydi Kuran’ın benzeri on sure getirin ama getiremezsiniz(10/38 , 11/13) Yanlış bir cümledir. Hangi on sureyi seçersek seçelim, sonuç değişmeyecektir (bkz: Detay- On sure)

DETAY- SAHABE YALANLARI

Sahabeler kutsal değildir. Bazı başlıklara bakalım

1-      Muhammed’in cenazesi kalkmadan kavgalar başlamıştır.

2-      Saltanat kavgalarının başını Medineliler çekmektedir.

3-      Müslümanız diyenlerin %90’ı dinden dönmüştür.

4-      Sahabi dedikleri adamlardan biri eski bir peygamberdir(!?!)

5-      Herkes dinden çıkarken Ali, Ebubekir’e yardım etmez çünkü küsmüştür.

6-      Ebubekir’e yardım edenler ise Ali düşmanları yani Ebu Süfyan ve Mekkeliler olmuştur.

7-      Ortalık karışıkken Muhammed’in kızı da miras adı altında arazi peşine düşmüştür.

8-      Torunu Hasan Irak’ın en az 50 asil kızını elden geçirdikten sonra Iraklıları yüz üstü bırakıp, paraları alıp kaçmıştır.

9-      Ali ve üveyoğlu, Ebu Süfyan’ın akrabası Osman’a darbe yapıp öldürmüşlerdir.

10-  Ali, darbecilere dokunmamış, darbeye karşı duran Talha ve Zübeyr’le savaşıp öldürmüştür.

11-  Bir başka darbe karşıtı Ayşe evinde oturmamış(33/33), İran’a gidip isyan çıkarmıştır.

12-   Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, Ali’nin oğlu Hasan’a suikast yapmıştır.

13-  Ali’nin diğer oğlu Hüseyin buna ses çıkarmamış, parasını alıp susmuştur.

14-  Muaviye’nin oğlu ise Hüseyin’i ve sülalesini öldürmüştür.

15-  Muhammed, Ebubekir, Osman, Ali, hatta Hasan’ın bile has adamı olmayı başaran, hepsiyle kız alıp veren Eşas bin Kays, her birine ayrı ayrı kazık atmıştır.

16-  Ebu Süfyan’ın soyu yönetimi ele geçirince Medine’de Harre olayı denen şiddet dolu dramatik bir olay yaşanmıştır. 

17-  Aynı soyun komutanı Haccac Kabe’yi bombalamıştır. Medineli Hadis alimleri kılıcı görünce yapılanları unutmuşlar, Haccac’la çalışmaya razı olmuşlardır. 

18-  Muhammed’i hepi topu 1,5 sene gören adam, Ebu Süfyan ailesinin baş imamı olunca Muhammed’in ağzından 5 bin hadis uydurmuştur. 5 bin hadisi tek kalemde çizmekten korkan günümüz din adamları, Ömer ve Ayşe’nin bile nefret ettiği bu adamın sahtekâr olduğunu itiraf edememektedirler.

Mekke’nin üç büyük kabilesi vardır. Birisi Muhammed, Abbas ve Ali’nin soyu Haşimiler. Birisi Ebu Süfyan, Osman ve Muaviye’nin soyu Emeviler. Diğeri ise Ebu Cehil ve Halit’in soyu Mahzumlular’dır. Ebu Cehil ölmüştür. Muhammed kıbleyi Kabe’ye çevirmiştir. Bizans-İran savaşı sona ermiş, İran yıkılmış, Bizans ise güçsüz kalmıştır. Araplar için tarihi bir fırsattır. Muhammed barış için adım atarak HACC ibadetini kendi dinine alınca yakınlaşma olur. Müslümanlar putlarla dolu Kabe’nin etrafında dönerler ve iki ay içinde anlaşma sağlanır. Böylece putlar hariç tüm putperest ibadetleri olan Müzdelife, Mina, Tavaf, Arafat, Vakfe, Şeytan Taşlama, Hacer-ül Esved ibadetleri İslam’a girer. Bunun üzerine Abbas ve Halit kendi kabileleri adına barışı kabul ederek İslam’a geçer. Tek karşı çıkan kişi Kabe’den değil de İpek Yolu’ndan para kazanan ve başkomutan unvanı olan Ebu Süfyan kalmıştır. O da 6 ay içinde pes eder.

Muhammed Mekke’ye girdikten sonra Ebu Süfyan, oğlu Muaviye ve Ebu Cehil’in oğlu İkrime gibi adamların gönlünü kazanmak için bol para dağıtır. Bu durum başta Medineliler olmak üzere birçok kesimi rahatsız eder(9/58) Medineliler artık ikinci sınıf vatandaş olduklarını anlarlar.

İki sene geçmiştir. Muhammed hastadır. Kindeliler’in ağzı iyi laf yağan lideri Eşas, anlaşma için gelir. Anlaşmaya göre Eşas’ın kızkardeşiyle Muhammed, Ebubekir’in kızkardeşiyle de Eşas evlenecektir. Eşas’ın kızkardeşi yoldayken Muhammed’in öldüğü öğrenilir. Evlilik iptal edilir. Kindeliler kızı yoldan döndürürler.

Muhammed yeni ölmüştür. Cenazesi henüz kalkmamıştır ki Medineliler yani Evsliler ve Hazreçliler “Sakife” denen bir yerde yeni bir liderde anlaşırlar. Hazreç lideri halife olacaktır. Bunu duyan Ebubekir ve Ömer cenazeyi bırakıp toplanma alanını basarlar. Evsliler’i kendi taraflarına çekerler ve Ebubekir’in liderliğini kabul ettirirler. Ali halife olamamıştır. Bu durum Ali’nin soyu olan Haşimilerin en büyük düşmanı Emevi Ebu Süfyan ve Mahzumlu Halit’in soyunu çok mutlu etmiştir. Muhammed’in öldüğünü öğrenen Yemenliler, Kindeliler, Hanifeliler ve daha birçok şehir isyan bayrağı çeker. Sahte peygamberler ortaya çıkar ve on binlerce sahabi(!) bu sahte peygamberlere iman ederler. Ebu Süfyan ve Halit, Ebubekir’in seçilmesinden o kadar memnunlardır ki sahte peygamberlerle savaşma görevini onlar alırlar. Medinelilerin ve Ali’nin savaşmadığı sahte peygamberlerle iki sene öncesinin en azılı İslam düşmanları savaşacaktır. Bu sahte peygamberlerden biri olan Tüleyha yenilince “demek ki peygamber değilmişim” diyerek  yeniden müslüman olur. Halit’in kuzeni, Ebu Cehil’in de oğlu olan komutan İkrime bu savaşlardan birinde ölür. Ebu Süfyan tek gözünü kaybeder. Ali ise bu savaşlarda hiç savaşmaz çünkü küsmüştür. Muhammed’in damadı Ali, mal mülk denince akla ilk gelen isimlerden biri olan amcası Abbas’ın dolduruşlarıyla Muhammed’in mirasının peşine düşmüştür. Karısı Fatıma’yı devreye sokarak o malı ister. Fakat Fatıma şüpheli şekilde erkenden ölür. Artık Ali’nin kozları bitmiştir. Gider ve Ebubekir’e biat eder. Kindeliler’in mekanı basılır. Eşas tam öldürülecekken Ebubekir’in talimatıyla ölümden kurtulur. Üstelik Ebubekir’in kızkardeşini alarak eniştesi olur.

Ömer başa geçince Hazreç Lideri ona da biat etmez. Sürgün yediği yerde yapayalnız ve şüpheli şekilde ölür. Ömer ilk iş olarak kıskandığı ve rakip gördüğü Mahzumlu Halit’i görevden alır. İslam’dan dönen herkesi olduğu gibi Ebubekir’in eniştesi Kindeli Eşas’ı da sevmez. Ali’yi de sevmez. Yemenli Ebu Hureyre ise kendine Kabul Ahbar adında Yahudi dönmesi bir ahbap bulmuştur. Tüm bildiklerini bu adamdan öğrenmiştir ve yirmi yıllık müslüman gibi anlatmaktadır. Anlattıkları Ömer’i ve Ayşe’yi rahatsız edince Ömer tarafından yasaklananlar listesine o da dahil edilmiştir. Ömer dönekleri sevmezdi ama topraklar büyüyünce ve İran içlerine kadar ilerleyince Kindeli Eşas’a ihtiyaç duyulmuştur ve bu adam bir anda Azerbaycan büyükelçisi konumuna çıkmıştır. Ömer ölmeden Halit ölmüştür ve bu ölüm Mahzumlular’ın sonudur. Artık en büyük kabileler arasında yerleri yoktur.

Ömer ölünce büyük kabile reisleri toplanır. Emevilerin reisi Osman, Haşimilerin reisi Ali, Zührelilerin iki reisinden Abdurrahman ile Sad , Teymlilerin reisi Talha ve Esedlilerin reisi Zubeyr adaylar arasındadır. Ömer yeni ölmüştür. Onun kabilesi olan Adiyyoğulları’ndan Said toplantıya çağrılmaz. Bu toplantıya gelenlerin hepsi güçlü ve zengin adamlar olduğu için ilerde onlara Aşere-i Mübeşşereh (cennetle müjdelenen) denecektir. Osman bir şekilde halifeliği kazanır. Artık Osman iktidarın, Ali de muhalefetin başına geçmiştir. Osman iktidarda kadrolaşma vakaları yürütmektedir. Yeğeni Muaviye Şam Valisi’dir. Öteki atamalarda da Emeviler tercih edilir. Ebu Hureyre’nin de anlatma yasağı kalkmıştır. Anlattıkça anlatır. Ali de tüm bunlardan rahatsız olmaktadır. Her kadrolaşma hareketi gibi liyakatsiz insanlar üst rütbelere doldurulunca Ali’nin toplumdaki desteği de güçlenmektedir. Bu liyakatsiz insanlardan biri de Kindeli Eşas’tır. Artık Azerbaycan valisi olmuştur ve yolsuzlukları dillere destandır. Öte yandan Osman İstanbul’u kuşatacak kadar güçlü bir ordu kurmuştur ancak Osman’a darbeye karar verildiği dönemde ordu onun yanında durmamıştır. Bin kadar isyancı binlerce kilometre yürüyüp ellerini kollarını sallayarak Medine’ye girerler. Onbinlerce kişilik İslam ordusu Medine’yi korumaz. Hatta Osman’ın evini bile korumaz. İsyancılar Osman’ın evini de kuşatıp Osman’ı rehin alırlar. Neyse, belki de ordunun zayıf anına denk gelmiştir. İslam Ordusunun toparlanıp gelip isyanı bastırması beklenir ancak bu durum asla olmaz. İsyancılar haftalarca, bir rivayette iki ay boyunca Medine’de sefa sürerler. Üstelik muhalefetin lideri Ali de Medine’dedir. İsyancıların lideri ise Ali’nin üveyoğlu Muhammed’dir. İşbu Muhammed’in öz babası Ebubekir’dir fakat öz babasını anımsamaz çünkü dört yaşından beri onu Ali yetiştirmektedir. Ali’nin üveyoğlu Muhammed ve ekibi Osman’ı öldürürler.  Halifeliğe de Ali’yi geçirirler. Ali, üveyoğlu Muhammed’i başkomutanı yapar.

Ali ilk iş olarak Osman’ın valilerinin görevine son verir. Şam’daki Muaviye bunu kabul etmez. İsyan çıkarır. Öte yandan Kindeli Eşas’ın da görevine son verilmiştir. Eşas isyan etmez. Gelen valiye iyi davranır ama görevi de devretmez. O sırada Osman’ın devrilmesinden memnun olsalar da Ali’nin başa geçmesinden hiç memnun olmayan Ayşe, Talha ve Zübeyr yeni bir isyan başlatmak üzere İran’a geçerler. İran’ı ele geçirirler. Ali bakar ki bir tarafta Şam, bir tarafta İran isyan etmektedir, Azerbaycan’daki Kindeli Eşas’a “şimdilik kalsın” der. Kendisi de Irak’a geçer. Yanında iki oğlu Hasan ve Hüseyin de vardır. Bu iki oğlan hayatı boyunca hiç çalışmamış, valilik ya da komutanlık bile yapmamış, sadece ganimetlerin beşte birini yemişlerdir. Hüseyin’in savaşa ilgilidir ama Hasan’ın hiç o taraklarda bezi yoktur. Irak’ın kızlarıyla evlenmekle meşguldur. Bir gün birini alır, ertesi gün boşar. Bazen dört kıza kadar çıkar. Sonra dördünü birden boşar. Ali bile durumdan rahatsızdır. “Kızlarınızı Hasan’a vermeyin. Hasan mıtlaktır” der. (Mıtlak: günümüzde ayran gönüllü, çapkın gibi anlamlara gelebilir) Iraklılar halifeye akraba oldukları için durumdan memnundurlar. Neticede Hasan da veliahttır. Bu şekilde en az 50-60 kız aldığı söylenir.

Ali önce İran’dakilerle savaşır. Talha ve Zübeyr öldürülür. Ayşe tövbe ettirilir. Zübeyr’in oğulları paçayı yırtar. Operasyonda sıra Muaviye’dedir. Ama Muaviye çetin cevizdir, bir türlü yenilmez. Desteğe ihtiyaç vardır. Azerbaycan’dan kovamadığı Kindeli Eşas’ı orduya dahil eder. Hatta Eşas ordu komutanlarından biri oluverir. Adamın ağzı o kadar iyi laf yapmaktadır ki savaşın sonunda Ali’nin has adamı olur. Daha ötesi kızını Hasan’a verenlerden biri olur. Kızın ağırlığı çoktur, haliyle Hasan’ın boşadıkları arasına girmez. Hakem olayının organizatörü de Kindeli Eşas’tır. Ali’yi ikna eder ve savaştan vazgeçirir. Adamın her söylediğini yapan Ali hakem olayında da bir darbe yer. Hariciler Ali’ye ve üst düzey insanlara suikast planlarlar. İbni Mülcem adında bir adam Ali’yi suikastle öldürür. İbni Mülcem’in Kindeli Eşas’la irtibatı olduğuna dair söylentiler yayılmaktadır. Kindeli Eşas birkaç hafta sonra evinde ölü bulunur. Ali’nin yerine veliaht Hasan geçmiştir.

Gönlünü kızlarla eğlendiren Hasan’ın istemediği olmuştur ve artık savaşmak zorundadır. Fakat daha doğru dürüst savaşamadan attan düşüp yaralanınca savaşamayacağını anlar. Muaviye ile anlaşmaktan başka çare yoktur. Anlaşmaya göre yüklü miktar para ve arazi alır. Hüseyin’e de benzer şeyler verilir. Diğer akrabaları da bolca mal kazanırlar. Fakat Iraklıların payına hapse girmemek dışında hiçbir şey yoktur.  Hatta anlaşmaya uyulmamıştır ve bazı Irak liderleri de öldürülmektedir. Iraklılar Hasan tarafından ihanete uğradıklarını düşünürler. Yıllar sonra Muaviye bir suikast ayarlar. Hasan yatağında bir kız tarafından öldürülür. Öldüren kız Kindeli Eşas’ın kızıdır. Kız cinayetten sonra Muaviye’nin şehrine kaçar. Hüseyin duruma sessizdir. Maaşını almaya devam etmektedir. Bu sırada Ali’nin öldürdüğü Zübeyr’in oğulları da Mekke’de yavaş yavaş güçlerini artırmaktadır. Ali’nin üveyoğlu Muhammed ise Muaviye tarafından yakalandığı yerde işkence edilerek öldürülmüştür.

Muaviye iktidarın tek sahibidir. Otoriter tedbirler almaktan çekinmez. Ancak kendisine destek olacak din alimi bulmakta zorlanmaktadır. Ebu Hureyre bu iş için biçilmiş kaftandır. Bu süreçte binlerce hadis uydurur. Kitaplara 5 bin 300 hadisi girmiştir. Halbuki bu adam peygamberi hepi topu 1,5 sene görmesine rağmen anlattığı hikayelerde adeta kader yoldaşıymış gibi anlatır. Uydurduğu hadislerde abartmayı çok sever. Keskin ödüller ve cezalar üretir. Yüksek rakamlar kullanmaya bayılır. Bir hadis gördüğünüzde bir süre sonra “bu bir Ebu Hureyre hadisi olmalı” diye tahmin edebiliyorsunuz.

Muaviye ölünce Hüseyin “sıra bende” diye düşünür. Ancak bir taraftan da Zübeyr’in oğulları Mekke’de liderliklerini ilan ederler. Bu oğullardan biri Abdullah lider, biri Musab komutan, öteki de Urve tarihçidir. Muaviye’nin oğlu Yezid de Şam’da liderliğini açıklar. Ülke üçe bölünmüştür. Hüseyin Irak’ta lider olacağını sanar. Fakat Iraklılar Hüseyin’e artık güvenmemektedir. Hüseyin ortada kalır. Tüm ailesi Kerbela’da kılıçtan geçirilir. Bu büyük bir travmadır ve Aleviliğin temelini oluşturur. Kelleleri Şam sokaklarında asılır. Bu hareket ters teper. Iraklılar Hüseyin’i ortada braktıklarına pişman olmuştur. Lider arayışına girerler. Artık Medineliler de Şam’ın otoritesini kabul etmez. Yezid’in ordusu Medine’ye girer. Savaşı kazanınca şehir üç gün mübah ilan edilir. Yani cariyelere uygulanan yöntem Medineli kadınlara da uygulanacaktır. Bu günlerde tecavüze uğrayan kadınların doğurduğu çocuklara “Evlad-ı Harre” adı verilir. Medine düşmüştür. Birçok alim öldürülmüştür. Bir fıkıh alimi olan İbn Müseyyeb tam asılacaktır ki ona “delidir” denmiştir ve asılmaktan kurtulmuştur. Kabisa adlı alim tek gözünü kaybetmiştir.

Yezid ölmüş yerine Abdülmelik geçmiştir. Haccac da Abdülmelik’in has komutanı olmuştur. Irak ise aradığı lideri bulmuştur. Muhtar adındaki adam Irak’ta Alevilerin başına geçer. Böylece Haccac, Muhtar ve Zübeyr’in komutan oğlu Musab arasında üçlü savaşlar olur. Musab, Muhtar’ı öldürmeyi başarır. Fakat Haccac Mekke’ye girip Kabe’yi de bombalayarak Zübeyr hanedanını tamamen yok eder. Artık tek lider Emeviler’dir. Tek gözlü Kabisa, Medine’deki deli İbn Müseyyeb, Zübeyr’in tarihçi oğlu Urve sarayın kapısında iş bulurlar. İbn Müseyyeb akıllanmıştır, Urve döneklikle suçlanmıştır. Kabisa ise sarayın iki numarası olmuştur. Hepsi Zalim Haccac’dan ders dinlemektedir. Tıpkı tüm bu olan bitenleri sadece izlemekle yetinen İbni Ömer gibi. Ama hiçbirisi İslam hakkında bildiğimiz her şeyin asli kaynağı olan Zühri’den daha güçlü olamamıştır. Bombalardan kurtulan Zühri para için her şeyi yapabilecek bir adamdır. Kendini dolgun bir maaşa saraya atar. İyi bir saray yalakasıdır. Öldüğünde borç takmadığı adam kalmamıştır.

DETAY- HADİS NASIL UYDURULUR

Şimdi yukarıdaki sahabe hikayesine bakarak “hadis nasıl uydurulur” onu inceleyelim

1.       Az önce yazdık. Sakifli Haccac, Esedli Musab ve Sakifli Muhtar arasında üçlü savaşlar olmaktadır. Hadise bakınız: “Sakif’ten bir yalancı bir de zalim çıkacak” Sizce bu hadisi kim rivayet etmiş olabilir? Elbette ki Musab’ın annesi Esma bt. Ebubekir

2.       “İman Yemenlidir. Fıkıh Yemenlidir” hadisini kim uydurmuş olabilir? Elbette ki Yemenli Ebu Hureyre

3.       “Eminler(doğru sözlüler) üç tanedir. Ben Cebrail ve Muaviye” Bu hadisi kim uydurmuş olabilir? Elbette ki Muaviye’nin has adamı Ebu Hureyre.

4.       “Ebubekir cennettedir. Ömer cennettedir. Osman, Ali, Abdurrahman, Talha, Zübeyr, Sad cennettedir” Bu hadisi kim uydurmuştur? Ömer öldükten sonra ciddiye alınmayarak Şura toplantısına dahil edilmeyen Said bin Zeyd. Dokuzuncu adam kendisidir.

5.       “ - Ya Resulallah. Sana en sevgili kimdir? + Ayşe  - Erkeklerden? + Babası” Bunu kim uydurmuştur? Elbette ki Ebubekir taraftarları

6.       “ - Ya Resulallah. Sana en sevgili kimdir? + Fatıma – Erkeklerden? + Kocası” Bunu kim uydurmuştur? Elbette ki Ali taraftarları

7.       “Benden sonra hilafet otuz yıldır” Bunu kim uydurmuştur? Elbette ki Ali taraftarları. Muaviye’yi gayirmeşru ilan etmek için.

8.       “Bir gün Muaviye’yi şeytan namaza kaldırdı. Muaviye nedenini sordu. Dedi ki, sen bir gün namaza kalkamayınca öyle bir ah çektin ki tüm şehrin günahları affoldu. Aynısı olsun istemedim” Bunu kim uydurmuştur? Muaviye taraftarları. (Aynı uydurmanın aynı kelimelerle Ömer versiyonu da vardır.)

9.       “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır” ya da “Cemaatle kılınan namaza 25 kat sevap vardır” gibi afaki rakamlar görüyorsanız aynı kalemden çıkmıştır. Kim? Elbette ki Ebu Hureyre.

10.   Çok basit bir amelle cennette köşk kazanıyorsanız, çok basit şekilde cehenneme düşüyorsanız kaynak yine aynıdır: Ebu Hureyre

11.   “Bir gün Allah Rasulü ile oturuyorduk” diye başlıyorsa ve devamı aşırı açıklayıcı şekilde gelişiyorsa bu hadisin uyduranı bellidir: Ebu Hureyre

12.   Ebu Hureyre o kadar çok uydurmuştur ki, neden bu kadar çok hadis bildiğine dair bile hadis uydurmuştur. “Ben eskiden çok unuturdum. Peygamber bir dua etti, hiçbir şeyi unutmaz oldum” Madem her şeyi biliyorsun, Kuran niye bilmiyorsun

13.   “Başka bir çözüm yoksa peygamber adına uydurmak caizdir” diye fetva verdiği iddia edilir.

14.   Ömer onun uydurmalarına dayanamaz, onu azarlar. Ömer’in dayağından kurtulmak için İslam dünyasında meşhur olmuş bir hadis uydurur: “Kim benim adıma uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın” Muhtemelen bu hadis de uydurmadır. Ebu Hureyre’de sık rastladığımız “Çok basit şekilde cehenneme düşme” kuralına uygundur.

15.   Ebu Hureyre gibi kurnaz sahtekarların yanı sıra cahil ya da yaşlı olduğu için hata yapanlar da vardır. Örneğin sahabiler öldürülmüş, ortada pek sahabi kalmamıştır. Peygamber karısı olarak Ayşe ve Ümmü Seleme kalmıştır. Peygamber karısına sorsan sorsan vahyi sorarsın, ev hayatını sorarsın. Ayşe zekidir, anlattıkları nispeten iyidir ancak Ümmü Seleme cahil ve sayısal zekası az olan bir kadındır, anlattıkları arasında bir Dıhye hikayesi vardır ki evlere şenliktir, devre yakıcıdır: Bizans elçisi Dıhye, Muhammed’in yanına gelip bazı talimatlar bildirir. Sonra herkes gibi kapıdan çıkar gider. İhtimal ki Muhammed de akabinde bazı ayetler hazırlar. Ümmü Seleme adamın Dıhye olduğunu düşünmektedir. Fakat peygamber çıkar der ki “O Dıhye değildi, Cebrail’di” Bunun üzerine Cebrail’in vahiy metotlarının altıncısı olarak “Dıhye suretinde görünme” metodu literatüre eklenir. (Burada Muhammed’in de suçu yok, ne bilsin cahil karısına söylediği bir sözün, belki de ev halinde yaptığı bir esprinin binlerce yıl sonra vahiy yöntemi olarak öğretileceğini)

16.   Aynı şekilde Enes de yaşlanınca kıymete binmiştir. 80 yaşındaki adama 70 yıl önce olan olayları anlattırmışlardır. Hangimiz 70 yıl önce duyduğu sözleri aynen aktarabilir ki? Adam haliyle bazı maddi hatalar yapmıştır.

DETAY- NECCAR - NECRAN

Muhammed’e Al-i İmran Suresi’ni yazdıran adamın Necranlı olması daha muhtemeldir. Ancak Enes’in Buhari Sahih’teki rivayetinde Neccarlı olarak görünmektedir.

1-      Enes’e bu rivayetler 60 sene sonra anlattırılmaktadır. Karıştırması doğaldır.

2-      Neccarlılar Medinelidir, hristiyan değildir. Hatta Muhammed’e en yakın kabile onlardır.

3-      Necranlılar ise uzak diyarda hristiyan bir kabiledir. Hikayeye göre adamın bir yere kaçması gerekiyor ve kaçacağı yerin Necran olması daha mantıklıdır

DETAY- MUCİZE YALANLARI

 

YALAN 1 : Biz evreni sürekli olarak genişletmekteyiz(51/47)

 - Ayette “sürekli olarak” ifadesi yoktur. Tamamen uydurmadır.

- Ayette “evreni” yahut “onu” diye bir kelime yoktur. Bu da tamamen hayal ürünüdür

- Ayet “fe inna le musiun” cümlesidir. “Onu” kelimesi olması için “fe inna lehu musiun” olmalıydı

- Kitapta “evren” yoktur. Defalarca kez ispatladık(50/6,67/3,21/32) Bir önceki cümlede geçen nesne “sema” dır. Sema dünyanın tavanındaki hayali gökkubbedir. Esasen atmosferdir. Fakat “Sema” nın bina edilebilen bir şey olduğunu söylemektedir:

“ve sema bina –na –ha bi eyd (-na bina –ha bi eyd = we build sema with strength, 51/47)

- musiun kelimesinin kökü vesayet, vasi kelimeleridir. Zorlarsak genişletmek anlamı çıkar. Hatırları için genişletmek olsun: Arz ve sema bitişikti(21/30) semayı bina ettik. “İşte biz genişleticiyiz” (51/47) denmektedir.

- Bir sonraki ayet arz içindir. “işte biz ne güzel döşeyiciyiz” diye bitmektedir.(51/48) Nedense bu ayette kimse mucize aramaz

- Esasen Muhammed bu ayetlerle şiirini süslemektedir

 

YALAN 2: Sen dağları sabit sanırsın, halbuki onlar bulut yürümesi gibi sürekli olarak yürümektedir (27/89)

-          Dağlar sürekli yürüyorsa, dünya da sürekli olarak dönmektedir.  Gizli bir şifreyle mucize gösterilmiştir. Bakalım:

-          Öncelikle ayette “sürekli olarak” ifadesi yoktur. Zaten onlar da o topa girmezler, muallakta bırakırlar. Peki dağlar ne zaman yürümektedir?

-          Nedense evler, ağaçlar yürümemektedir. Sadece dağlar yürümektedir. Peki neden? Dağların yürümesi korku verici değil mi? Mesela ben ağaçlar evler de yürüse korkarım ama dağlar yürüse çok daha korkunç geliyor. Acaba dağlar korkunç bir günde yürüyor olabilir mi?

-          Aynı surede dağların aslında sabit olduğu yazıyor (27/61)

-          Başka surelerde de aynı. “Sabit dağlar yaptık” (31/10, 77/27)

-          Dağlar sağlam kazıktır(78/7,88/19)

-          Dağlar sağlamdır(51/32)

-          Fakat dağların yürüdüğü ayetler de var: Güneş dürüldüğü zaman. Yıldızlar döküldüğü zaman. Dağlar yürüdüğü zaman(81/1-3)

-          Başka ayet: O gün Sur’a üfürülür. Sema açılır, kapılar oluşur. Dağlar yürütülür, serap haline gelir(78/18-20)

-          Şimdi mucize dedikleri ayete tekrar bakalım: Sur’a üfürüldüğünde insanlar boynu bükük gelirler. Dağları donmuş sanırsın, halbuki onlar bulut yürümesi gibi yürürler. Her kim iyi amel getirirse güven içindedir. Kim kötü amel getirirse ateşe atılır(27/87-88-89-90)

-          Bu ayeti mucize diye sunanlar gerçeği bile bile bu sahtekarlığa alet oluyorlarsa İslam’a yanlış hizmet etmektedirler. Bir yandan da adamlar haklı. Başka mucize yok.

 

-          YALAN 3: Kitapta “gün” kelimesi 365 defa geçiyormuş. Demek ki bunu kesin Allah yazmış

-          O dönemde Mısırlılar güneş takvimini zaten bulmuştu. Bu gizli şifre buluş olamaz.

-          Daha ötesi Allah güneş takvimi kullanmaz, ay takvimi kullanır(10/5) Oruç ve haram aylar da ay takvimine göre belirlenir.

-          Bir yıl 365 değil, 365 tam 1 bölü 4 gündür. Yine de buna takılmayalım. “Demek ki şifreler böyle veriliyor” diye düşünelim.

-          Saydım. Muhammed ve domuz kelimeleri dörder defa geçiyor.

-          Biz en iyisi zaman birimlerinde kalalım. “Gün” kelimesi 365 defa geçiyorsa, “hafta” kelimesinin 52 defa geçmesi beklenir ama tutmamıştır.

-          Üşenmedim saydım. “Gün” kelimesi (yvm, yevm, çoğulu eyyam) 387 defa çıktı. Şikayet ettim. Dediler ki “Falan ve filan ekleri aldığı zamanları saymazsan tutuyor”

-          Birisi uydurmuş, kırk akıllı çıkaramamış

 

-          YALAN 4: Bizanslılar, İranlılar’a mağlup oldu. Birkaç sene içinde kazanacaklar(30/1-4)

-          Öncelikle kehaneti tutmamıştır. Birkaç sene değil, tam 11 yıl sürmüştür. (617-628)

-          Bu ayetler savaştan en az 15 yıl sonra kitaba geçmiştir. Acaba İranlılar kazansa kitaba girer miydi? Gerçekten her ayet kitaba giriyor muydu?

-          Kuran’daki ayetlerin üçte ikisinin yok olduğu söylenir. Bazıları kasıtlı çıkarılmıştır. Örneğin Halit bin Velid’in ve Amr b. As’ın soyuna ağzına geleni sayan kitap, Kuran’ı yazan Osman’ın yani Ebu Süfyan’ın azgın soyuna tek kelime etmez.

-          Ayşe “Ahzab Suresi 200 ayet idi” der. Tek işi Kuran ezberlemek olan köle Salim ölünce Kuran’ın dörtte biri yok olmuştur. Yine de bu hadislerin doğruluğunu ispatlayamayız, mucize halen kesin şekilde çürümemiştir.

-          Eğer Bizanslılar yenilseydi, bu ayet asla olmayacaktı. Bizanslılar yenilseydi, Araplar bu kadar güçlü olmayacaktı ve belki de Kuran olmayacaktı. Fakat bunu da ispatlayamam.

-          Bana da sorsalar tercihim Bizans’tan yana olurdu. Ama kabul edelim ki İran’ın tamamen yıkılması Bizans adına gerçek bir başarıdır. Bizanslılar 26 yıl boyunca(602-628) İranlılar’a ölümüne saldırmaktadır. En sonunda amacına ulaşmış ama kendisi de güçsüz düşmüştür. Bu da Arapların önünü açmıştır. Eğer gerçekten strateji yaptıysa Muhammed’i tebrik ediyorum. %50 ihtimalli bir iddiayı tutturmuştur. Kuponun bahis sitelerinde 1,55 getirisi vardır.

-          Bir şeyin mucize olabilmesi için çok daha olağanüstü bir tahmin yürütülmesi gerekir. Her şeye rağmen isteyenler bunun bir mucize olduğuna inanabilir, bir mahsuru yoktur.

-          Fakat gerçeği öğrenmek isteyenlere konuyu anlatalım: Her ayet Muhammed’in çıkarlarına hizmet etmektedir.

-          Bizanslılar Gassaniler adlı Arapları hristiyan vassalı(tampon ülke) yapmıştı. Onları maddi olarak desteklemekteydi. Hicaz’ı da başka bir tampon ülke yapmaya çalışmaktaydılar. İranlılar buna engel olmaktaydı ve putperestleri desteklemekteydi. Bizanslılar yenilince “Üzülmeyin Bizanslılar kazanacak ve putperestlerin arkasını kollayan İran yenilecek” diye arkadaşlarını motive etmektedir.(30/1-4) Allah sabredenlerle beraberdir(2/153) gibi bir motivasyon cümlesidir.

 

-          YALAN 5: Ay’ı ikiye yarmasıdır.(54/1)

-          Musa güya denizi ikiye yardıysa Muhammed’e de ayı ikiye yarmak düşer.

-          Böyle bir şey olmamıştır. Olsaydı dünyanın her yerinde 500 tane Muhammed çıkardı. Herkes “ayı ben ikiye yardım” diye ortaya çıkardı. Muhammed zaten hiçbir olağanüstü mucizesi olmadığını kabul eder(17/59)

-          Muhammed’den yıllar sonra bu ayeti mucize kabul edenler ayın döndüğünü bilmiyorlardı. Kainat yer ve gökten ibaretti. Ha bir ay vardı, ha iki ay vardı.

-          Fakat bu bir Mekke deyimiydi. Ayrışmaları simgelediği söylenir. Umeyye bin Ebi Salt adlı adamın şiirlerinde de bu tabiri görüyoruz.

-          Ayın ikiye yarılması bilimsel açıdan mümkün değildir ama diyelim ki yapmış. Kimse iman etmemiştir. Adamın amcaları, hatta manevi babası bile bu olağanüstü mucizeden sonra iman etmemiştir. Güya Allah’ın hamlesi boşa düşmüştür.

 

-          YALAN 6: Kuran’da yazmasa da oldukça popüler olan “Örümcek ağ yaptı,

Muhammed’i kurtardı” ve “Tepesinde bir bulut güneşten koruyordu” iddialarının kaynağı Davut’un hikayesidir. Tarih yazanlar tarafından eklenmiştir. Günümüzde diyanet bile bunların uydurma olduğunu kabul etmektedir.

 

-          YALAN 7: “Tatlı ve tuzlu suların karışmaması” olayını yukarıda bariz hatalarda anlatmıştık.

 

-          YALAN 8 : Üzerinde 19 vardır (74/30) Kitabın her yerinde 19 varmış ve bu da mucizeymiş.

-          Kitabında hiçbir bilimsel mucizenin işaretinin vermeyen Allah güya bu tür enteresan işlerle uğraşmıştır.

-          Sistem şöyle işliyor: Örneğin “melek” kelimeleri teker teker sayılıyor. 19 etmiyorsa mucizeye dahil edilmiyor. “Resul” kelimesi, “kitap” kelimesi sayılıyor, 19 etmiyorsa mucize olmuyor. Fakat “Allah” kelimeleri sayılıyor. 19’un katı bir sayıya ulaşırsa mucize kabul ediliyor. Mesela “Allah” kelimesi 2698 kere geçiyormuş. (gerçi bu da tartışmalıdır) Bu sayı 19’a tam bölünebiliyormuş ve mucizeymiş.

-          Haksızlık da etmeyelim Bir iki tesadüf daha vardır. Ayet numarası 19 olan surelerde toplam 133 defa Allah geçiyormuş. 19*7=133. Saymadım, doğrudur herhalde.

-          Ayrıca sure sayısı 19’a bölünüyor. 19*6=114

-          Bir de ayetlerde deneyelim. Ayet sayısı 6236. Tüh tutmadı. Bunu mucizeye dahil etmeyelim. Ya da şöyle yapalım. Bazı tartışmalı ayetleri bölelim, birleştirelim. Besmele ekleyelim. Bir şekilde 19 buluruz.

-          Kelime sayılarını toplayalım. 77430. Tutmadı. Onu unutalım.

-          Cümle sayılarını toplayalım. Neyse onu da unutalım.

-          Bir de 19. Surede deneyelim. 16. Tüh, o da tutmadı. Onu da unutalım

-          Ayet numarası 1 olanlarda 42 defa Allah geçiyormuş. 42/19=olmadı.

-          Başka bir şey deneyelim. 42*19= 798. O da olmadı. Ne yapsak?

-          Şöyle yapalım: Ayet numarası 1 idi ya.  421*19=7999. Bu da olmadı. 

-          1’i sola ekleyelim. 142*19=2698  İşte mucize

-          Ayet numarası 2 olanlarda hiçbir mucize yok. 3’te de yok, 4’te 5’te yahut diğerlerinde de yok. Eminim hepsini denemişlerdir ve hayal kırıklığına uğramışlardır.

-          19 için yapılanlara üşenmesek ve aynı şeyleri 14 için yapsak acaba benzer mucizelere ulaşabilir miyiz diye merak etmişimdir. Bu arada 6236 olan ayet sayısı 14’e bölünüyor. İyi yoldayız. 114 sure var. 1’i at “14”. Çok iyi yoldayız. 14 kelimesi Tevrat ve İncil’de de kutsaldır. Davut ile İbrahim arası 14 kuşaktır. Davud kelimesi ebcet hesabıyla 14 eder. Bence gayet iyi gidiyoruz. Acaba üzerinde 14 olabilir mi?

-          Kitabın üzerinde 19 olduğu 7430(!?!) yılında bulunmuş ve bu da sure ve ayet numaralarını(74/30) gösteriyormuş.

-          Düzeltme: Bu mucize 7430 yılında bulunmamış, 1974 yılında bulunmuştur. Bu sebeple 30’u unutuyoruz, onun yerine 19 kullanıyoruz. Yani 19’a ulaşmak için 19’u kullanıyoruz.

-          “7419” değil ama 1974” yapıyoruz. Hicri değil Miladi 1974’ü buluyoruz. Ay takvimi kullanan Allah’a güneş takvimiyle 1974 buluyoruz. Mantıklı değil mi?

-          Aynı mantıkla surenin öteki ayetlerini de deniyoruz ama hiçbirinin 1974 ile bir ilgileri görünmüyor. Hatta 600 sayfalık kitapta hiçbir ayette bu yöntem çalışmıyor.

-          Gerçeğe geçelim. Öncelikle ayeti açıklayalım:  “Sekar’ın ne olduğunu nerden bileceksin. Geride bir şey bırakmaz. Derileri kavurur. Üzerinde 19 vardır” (74/27-30) Demek ki kitabın üzerinde değil, Sekar’ın üzerinde 19 varmış.

-          Sekar’ın üzerindeki 19’u bize kitabın üzerinde 19 diye yutturmaya kalkıyorlar.

-          Şimdi manasını Muhammed gözünden anlatalım. Ayet 610-614 yıllarında Muhammed’in bilgilerinin sınırlı olduğu dönemde yazılan bir şiire aittir. Muhammed o dönemde şiirlerindeki kafiyeye çok dikkat ederdi. Kafiye olması için sayı sıfatının arkasına isim eklemediği olurdu.

-          Örneğin “Allah’ın tahtını sekiz melek taşır” (69/17) ayetini “Allah’ın tahtını taşır sekiz (semaniye)” diye yazmıştır.

-          Böylece 16.ayetin sonu “vahiye” , 17. Ayetin sonu “semaniye”, 18.ayetin sonu “hafiye” diye bitmektedir.

-          Mucize olduğu iddia edilen ayette de “üzerinde 19 zebani vardır” demek istemiş, ancak kafiye bozulsun istememiştir. “Üzerinde vardır 19(tis’a aşer)” .

-          Böylece 27.ayetin sonu “seker”, 28. Ayetin sonu “tezer” 29.ayetin sonu “beşer” 30. Ayetin sonu “aşer” olmuştur.

-          Ayetin tefsirleri de yüzyıllar boyu bu şekilde yapılmıştır. Ayet kafirlerin gözünde alay konusu olmuştur. 19 zebani az bulunmuştur ve onlara göre kolaylıkla öldürülebilir. Bu dalga geçmeleri engellemek için yıllar sonra Medine üslubuyla ayetin altına bir dipnot eklenmiştir(74/31) ve bu dipnot 54 mısralık kafiyeli şiiri mahvetmiştir

DETAY - FETEY

Fetey yani çıtır,lolita,geyşa olarak adlandırabileceğimiz kızlar (erkekler için de kullanılır) şunlardır.

1-      Cariye olarak doğmuş olabilirler

2-      Çocuk yaşta esir edilmiş olabilirler

 

Bu kızlar alınıp satılabilir, gecelik kiralanabilir. Bu kızlarla evlenmek hoş karşılanmaz(4/25) Çünkü fahişe olarak satılmaktadırlar(24/33) Başka kız bulamayanlar evlenebilirler. Evlenmek için sahiplerinden izin alınmalı ve mehir ödenmelidir. Bu durum fetey kızlarını hür kadın statüsüne yükseltmemektedir. Çünkü eğer zina ederlerse yarı yarıya ceza indirimi yapılmaktadır(4/25) Peki neden? Şahsi fikrim aşağıdadır

1-      Ceza indirimi zinaya teşvik amacı taşımaz. Yarı yarıya ceza indirimi bir fetey için cazip değildir. 80 değnek yerine 40 değnek yiyeceksin

2-      Bu kızlar, hür kadınlara göre çok daha fazla erkek tanıyorlar, çok daha fazla seks yapıyorlardı. Kızlar erkekleri tanıyorlar. Peki erkekler de o kızları tanıyorlar mı? Tabii ki evet

3-      Acaba bu kızlar, hür kadınlara göre yatakta çok daha iyi olabilirler mi? Çok daha yüksek piyasaya sahip olabilirler mi? Fakir ve parasız erkeklerle evlendikleri için başka erkeklerle para karşılığı seks yapıyor olabilirler mi?

 

DETAY- ON SURE

Benzerini getiremeyeceğimiz on sure bakalım

SURE 1: Putperest ibadeti olarak itikaf yapmaya gittiği Hira mağarasında fazla vakit geçirdiği için halüsinasyon görünce yazar

ALAK (96)

1 Oku rabbinin adıyla ki yaratan

2 Yarattı insanı kan pıhtısından

3 Oku, odur ki cömert olan

4 Kalemle yazmayı öğreten

5 İnsana bilmediğini öğreten

              SURE 2: Peygambermetre Varaka’nın “sey peygambersin, hele bir önden git bakalım, başarırsan arkandan gelirim” mesajından sonra Haniflik öğrenmeye başlar. Namazı Subhaneke’yi, Fatiha’yı, kıyameti öğrenir. Ancak aynı halüsinasyon bir daha asla gerçekleşmez, meleği göremez. Bu sefer battaniyesinde transa geçmeye başlar.

MÜDDESİR (74)

1 Ey bürünen örtüsüne

2 Öğretmek için dikelsene

3 Yücelt rabbini

4 Temiz tut elbiseni

5 Terket kötü şeyleri

6 Başa kakma iyiliği

7 Sur’a üfürüldüğü gün

8 İşte o zorlu bir gün

9 Kafirler için zor bir gün

Peygamber olduğuna inandığı için Varaka’dan sonra Mekke’nin dini lideri Mahzumlu Velit’in yanına gider. Seksenlik ihtiyar adam ikna olmaz. “Yemin olsun ki sen melek görmemişsin cin görmüşsün” der. Bunun üzerine adama ağzına geleni sayar

MÜDDESİR(74)

11 Bırak bana o yaratığı

12 O çok malı olanı

13 Ve çok oğlu olanı

14 Sağladım ona imkanları

15 Umar daha da artırmamı

16 Hayır olmayacak dediği

17 Salacağım yokuşa onu

18 Çünkü o düşündü taşındı

19 Nasıl ölçtü biçti kahrolası

20 Ve nasıl ölçtü biçti kahrolası

21 Sonra derin düşündü

22 Sonra kaşlarını çattı

23 Dönüp büyüklük tasladı

24 Bu ancak büyüdür dedi

25 Ve insan sözüdür dedi

26 Onu atacağım yer Sakar

27 Bilir misin nedir Sakar

28 Ne vazgeçer ne bırakır

29 İnsan derisini kavurur

30 Üzerinde on dokuz vardır

……………………………….

40 Cennettekiler sorarlar

41 Suçlulara durumlarını

42 Nedir sizi Sakar’a sokan

………………………………………….

54 Doğrusu bu bir nasihattır

55 Kim dilerse öğüt alır

SURE 3: Mahzumlu Velit’e yazdığı başka bir şiir. Yemin ederek başlar. “Ben cin görmedim” der.

KALEM(68)

1 Nun. Yemin olsun kaleme

2 Cin görmüş değilsin asla

3 Tükenmez mükâfat var sana

4 Yüce ahlak var sana

5 Görecekler yakında

6 Hangimiz delidir

7 Bunu bilen rabbindir

8 Boyun eğme yalanlayana

9 Kibar ol dediler sana

10 Eğilme o çok yemin eden aşağılığa

11 Kötüleyip laf taşıyana

12 Hayra engel olana

13 Ayrıca piç olana

14 Sahip diye çok mala ve oğla

15 Eskilerin masalları der delillerime

 

SURE 4: Muhammed putları terk ettiği anda hemen din kurmadığı için hanif dinine geçmiştir.(16/135, 30/30, 16/120, 16/123, 10/105, 6/79, 3/95, 3/67, 2/135, 68/5, 6/161) Hanif dininde namaz vardı ama düzensizdi. Aynı bölgede Sabiiler de vardı ve onlarda namaz daha düzenliydi. Subhaneke, Fatiha, İhlas, Felak, Nas (bu üç surede qul ekleri sonradan eklenmiş gibi görünüyor. Fatiha’ya da qul eki eklenmesi gerekirdi. Subhaneke’ye eklenmediği için Kuran’a konmamıştır. İçinde subhan kelimesi geçen her şey Sabii/Hanif kökenlidir. Ör: Rüku, Secde, Subhanallah) surelerinin haniflerden geldiği kanaatindeyim fakat eldeki verilerle ispatlayabilmem mümkün değildir. Muhammed, haniflik döneminde namazı gündüz kılmıyordu.

MÜZEMMİL(73)

1 Ey bürünen örtüsüne

2 Kalk gecenin yarısında

3 Yahut biraz azında

4 Oku ağır ağır kur’an dua

5 Ağır yük vereceğiz sana

6 Gece ibadetin etkisi daha fazla

7 Gündüz meşguliyet var sana

 

(Kur’an kelimesi daha ilk surelerde kullanılmıştır. “Okuma” anlamına gelir. Görünüşe göre gerçek Kur’an haniflerin Sabiiler’den öğrenip okudukları dualardır. Muhammed öldükten sonra kitaba uzun süre isim aramışlardır. En sonunda geçmişe dönüp “kur’an” kelimesinde karar kılmışlardır.)

SURE 5: Kabe’den para kazanan amcası Ebu Leheb ve karısı ile dünürdü. Yüzükler atılınca onlara saydırmıştır

TEBBET(111)

1 Ebu Leheb’in dili kurusun kurudu

2 Ne malı fayda verdi ne kazandığı

3 O alevli bir ateşe girdi

4 Karısı da oldu odun hamalı

5 Vardı onun ipli gerdanı

SURE 6: Mekkeliler onu onaylamayınca arkadaşları da şüpheye düşer. “Emin misin, yanlış görmüş olmayasın” derler.

NECM(53)

1 Yemin olsun battığında yıldıza

2 ARKADAŞINIZ Muhammed SAPITMADI

3 O şehvetiyle konuşmadı

4 Vahiydi onun konuştuğu

5 Öğretti ona güçlü kuvvetli biri

6 Sonra doğruluverdi

7 Ufkun yükseğinde idi

8 Sonra yaklaşıp alçaldı

9 Aralarında iki yay mesafesi kaldı

10 Sonra Muhammed’e vahyetti

11 Gönül gördüğünü yalanlamadı

12 TARTIŞIYOR musunuz onun gördüğünü

13 Onu başka bir sefer daha görmüştü

14 Tenhadaki kiraz ağacının yanındaydı

15 Parkın yanındaki ağaçtaydı

16 Tüm ağacı kaplamıştı

17 Gözü kaymadı sınırı aşmadı

 

SURE 7: 614 yılına kadar Tevrat bilmemektedir. Anlatacak bir şey kalmamıştır ama netice de gelmemiştir. Muhammed intihar aşamasına gelince kendini motive eder.

DUHA(93)

1 Yemin olsun kuşluk vaktine

2 Ve karanlık çökünce geceye

3 Rabbin seni terk etmedi darılmadı da

4 Ahiret dünyadan hayırlıdır sana

5 Rabbin hoşuna gideni verecek sana

6 Seni yetim bulup barındırmadı mı

7 Yolunu kaybettin geri ulaştırmadı mı

8 Fakirken zengin yapmadı mı

9 Madem öyle yetimi ezme

10 Senden isteyeni azarlama

11 Rabbinin nimetini anlat

SURE 8: Mahzumlu Velit ölür. Yerine Mahzumlu Ebu Cehil geçer. Kısa süreli barış olur.  Bu süreçte kimse kimseye karışmayacaktır.

KAFİRUN(108)

1 De ki ey kafirler

2 Tapmam ben sizin taptığınıza

3 Siz de benim taptığıma

4 Tapacak değilim ben sizinkine

5 Siz de benimkine

6 Sizin dininiz size benimki de bana

 

SURE 9: Barış döneminde Muhammed, putperest hacıların şehre gelişi esnasında sorun çıkarmama sözü vermiştir

KUREYŞ (106)

1 Kureyş’in ticari hakları için

2 Onun için yaz kış yolcuları için

3 Kabe’nin rabbine ibadet etsinler

4 O ki açları doyurdu korkanlara güven verdi

SURE 10: Barış döneminde putları yücelten ayetler yazılmış sonra silinmiş vazgeçilmiştir(garanik) Ancak putları koruyan bir efsane silinmemiştir

FİL (105)

1 Görmedin mi rabbin fil sahiplerine ne yaptı

2 Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı

3 Sürü sürü kuşları üstlerine gönderdi

4 Üzerlerine tuğladan taşlar atıverdi

5 Onları yenilmiş ekine çevirdi

 

SURE 11: Adamın biri Muhammed ile “ebter” (soyu kesik) diye dalga geçer. Ona cevap verir.

KEVSER(108)

1 Biz sana verdik Kevser

2 Sen namaz kıl venher

3 Aslında odur ebter

 

Bu ve benzeri şiirlerin çok daha iyileri yapılmıştır. Edebiyat kitaplarımızda bunlardan çok daha güzel şiir ve taşlamalar bulunmaktadır. 622 sonrasında şiir yazmayı bırakmıştır. Öncesinde yazdıkları da ortadadır. 114 surenin tamamı için Muhammed’in niyeti açısından açıklama yapılabilir. Ama değmez. Bizler burada ne yazarsak yazalım maalesef bu işten geçinenler gerçekleri saklayıp din üzerinden para ve nüfuz kazanmaya, insanların ölüm korkularını sömürmeye devam edeceklerdir.


Comments

Popular posts from this blog

Nuh Tufanı Bölgesel Mi Evrensel Mi

Nuh Tufanı, tarihte değişik versiyonlarla birçok efsanede yer almaktadır. Ancak tufanın tüm dünyada mı, belli bir bölgede mi olduğu konusunda tereddütler vardır. Biz başta Kuran ve daha sonra Tevrat önderliğinde hikayeye bakalım. Nuh hikayesi iki kitapta birbirine paraleldir. Örneğin her iki kitaba göre de Nuh peygamber, kavminin içinde 950 yıl yaşamıştır. (Tekvin,9/29) ve Kuran 29/14   Ellah'ın amacının bütün canlıları yok etmek olduğunu aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz. En azından bize verilen algı bu: İNSANLAR : Tevrat'ta "Tanrı Nuh'a insanlığa son vereceğim dedi" (Tekvin,6/13) Kuran'da ise "Nuh dua etti, Allahım yeryüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma" (Nuh,71/26) HAYVANLAR : "Her cins canlıdan birer çift al" (Kuran:11/40) "Sağ kalabilmeleri için her canlıdan birer çift al" (Tevrat-Tekvin:6/19) Hem Kuran hem Tevrat'ta, iman eden küçük bir kesim dışında insanlığın tamamının, ve birer çift hayvan dışında hayvanların...

İmran Kimdir

Kuran'da Ali İmran Suresi bulunmaktadır. Bu surede Hz.Meryem'in babasının soyu Hz.İsa'ya kadar anlatılmaktadır. Ancak dinler tarihinin iddiasına göre, bu ayetlerde öyle büyük bir hata vardır ki, bu skandal hatayı Allah değil, sadece bir insan yapmış olabilir. Bu konuda Hz.Ayşe'den günümüz yorumcularına kadar 1400 yıldır çeşitli yorumlar yapılmıştır. Araştırmaya konu ayetler toplam Kuran'da geçen İmran'ın kimliği ile ilgili hangi görüşü seçelim? Kuran'daki İmran, Meryem'in babasıdır. Musa'nın babası başka bir İmran'dır Kuran'daki İmran, Musa'nın babasıdır Öncesinde konuyu bildiğim kaynaklardan araştırmak istiyorum İki Meryem Hipotezi : Harunlar Kuran'daki tüm Harunlar Harun peygamberdir İmran Kuran'daki İmran, Hz.Musa'nın babasıdır Soylar, hikayeler, kızkardeşi, kızı, kadını Kuran'da seçilmiş soylar doğrudur, "Harun'un kızkardeşi" demek "Harun'un kızkardeşi" demektir, "İmran'ıın kızı...