- Kuran'da çok sayıda ayette "Hiç düşünmez misiniz, hiç akletmez misiniz" anlamında ayetler bulunmaktadır. "Görme" eylemi için "göz" organımızı, "işitme" eylemi için "kulak" organımızı kullanıyor olduğumuz defalarca belirtilmiştir. Ancak düşünme eylemi için her defasında "kalp" organının gösterilmesini anlamak güçtür. Buna karşın "beyin" kelimesi Kuran'da tek bir kez dahi geçmemektedir.
- "Onların kalpleri vardır kavramazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler" (7/179) Burada "beyin" kelimesinin neden kullanılmadığını anlamak güç.
- "Onların beyinleri vardır kavramazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler" olabilirdi
- "Onların beyinleri vardır, ancak kalpleri kördür/ kötüdür/ yoktur" olabilirdi
- Acaba "kalp" kelimesinden kastedilen şey "beyin" olabilir mi?
- Başka bir ayete bakalım: "Gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur" (22/46) Kalbin kafa organında değil, göğüslerin içinde olduğunu söylemiş
- Aynı ayetin tamamına bakalım: "İnkar edenler yeryüzünü dolaşsaydı, işitebilen kulakları, düşünebilen kalpleri olurdu, gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur" (22/46)
- Ayette iki defa kalp kelimesi (çoğul olarak) kullanılmış. "Kalp" organının hem göğüslerde olduğunu, hem de düşünme organı olduğunu iddia etmiş.
- Münkirler der ki, "Ellah Hz.Muhammed'in şizofrenik arkadaşıdır. Dolayısıyla Hz.Muhammed'in bilinçaltından daha fazlasını bilemez. Kuran'da Hz.Muhammed'in bilmeyip Ellah'ın bildiği tek bir bilgiye rastlamamız mümkün değildir. O dönem insanı Aristo'dan beri düşünme organının kalp olduğunu sanıyorlardı. Ellah'ın da aynı hatayı yapmış olması doğaldır
- Tarihselciler der ki; "Allah, o dönemin yanlışlarını değiştirmek gibi bir amaçla Kuran'ı göndermemiştir"
- Halbuki Demokritos ve Platon gibi bilginler, düşünme organının beyin olduğunu iddia etmiş, yani bu iddianın ilk sahibi Kuran olmayacaktı. Birazcık fazla düşünüp kafanızı yorsanız hemen başınız ağrımaya başlar, düşünme organının kafada olduğu olağanüstü bir buluş değildi ki, ampulü ya da telefonu keşfetmek kadar zor değildi.
- Bir diğer itiraz : "Allah, o dönemin yanlışlarını aynen kullanınca, kendisinin de bu yanlışı onayladığını belirtmiş olmuyor mu. Mesela düşünme organının kalp olduğunu Kuran yazmasaydı, beynin keşfedilmesi belki de 18.yüzyıldan çok daha önceki bir dönemde gerçekleşecekti, hatta belki de müslümanlar keşfedecekti.
- Müfessirler der ki, "Orada bahsi geçen kalp organını vicdani/manevi olarak ele almak gerekir"
- Esasen "vicdan" adlı organın da kalpte değil, beyinde olduğu günümüzde bilinir ama dünyanın dört bir tarafında kalp ve ruh kelimelerinin vicdanı ve duyguları temsil ettiği inkar edilemez bir gerçektir. Yani kalp bilgiyi değil duyguyu temsil eder.
- Ancak buna itiraz olabilecek çok sayıda ayet bulunmaktadır. Mesela az önceki ayette inkar edenler yeryüzünü dolaşınca bilgiyi mi duyguyu mu edinir sorusunda bilgiye daha yakınım. Ama yine de bu ayete çok kafa yormaya gerek yok, çünkü daha bariz ayetler de var.
- Mesela yine yukarıda okuduğumuz "kalpleri vardır anlamazlar" ayeti de bilgiye daha yakın durmaktadır. Ancak daha da barizleri var.
- "(Resülüm) Biz Kuran'ı senin kalbine Arap diliyle indirdik" (26/193-195) Mesela bu ayette Arap diliyle Kuran bilgisi mi, yoksa Kuran duygusu mu verilmiştir
- Kafirler, Rablerinden gelen ihtarı kalpleri oyuna eğlenceye dalarak dinlemişlerdir (21/3) Bu ayette kalp, dikkati yöneten organ olarak görünmekte. Kalp hiç oyuna eğlenceye dalabilir mi? Yoksa aklımız, beynimiz veya zihnimiz mi eğlenceye dalabilir?
- "Allah kalplerinin içindekini hakkıyla bilir" (3/166) ayetinde kastedilen kapakçıklar, atardamarlar ve toplardamarlar olsa gerektir. "Allah beyinlerin içindekini bilir" olsaydı, beynin içinde saklanan bilgileri ve düşünceleri kastediyor olabilirdi.
- Kuran'da herhangi bir yerde beynin düşünme organı oluşuna atıf yapılsaydı, bütün bu sorular boşa düşebilirdi. "Kalp ile Göz" , "Kalp ile Kulak" , "Kalp ile Ağız" aynı ayet içinde kullanılmıştır ama "beyin" bir türlü kullanılmamıştır.
- O zamanlarda beynin görevinin kalbi soğutmak olduğu sanılıyordu. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli husus şu ki, Hz.Muhammed de tıpkı diğer insanlar gibi düşünme organının kalp olduğunu sanıyordu.
- Rabbani Melekçiler der ki, "Ellah kainatın yazılımını yapan kişi değildir, sadece editörlüğünü, terbiye ediciliğini yapmaktadır yani bir melektir, kainat hakkında bu tür cahillikler yapması mümkündür"
- Şayet doğruysa, belki de Kuran'ın yazarının Ellah değil de Cebrail olduğu iddia edilmektedir. 23 yıl boyunca twit atar gibi konuşan bu meleğin 1400 yıldır her meselede sessiz kalmış olması, yanlışları için bir özür/düzeltme dahi yapmaması üzücüdür. Kitap yazmayı bıraktığına göre, şu anki meşguliyetleri de merak konusudur.
Nuh Tufanı, tarihte değişik versiyonlarla birçok efsanede yer almaktadır. Ancak tufanın tüm dünyada mı, belli bir bölgede mi olduğu konusunda tereddütler vardır. Biz başta Kuran ve daha sonra Tevrat önderliğinde hikayeye bakalım. Nuh hikayesi iki kitapta birbirine paraleldir. Örneğin her iki kitaba göre de Nuh peygamber, kavminin içinde 950 yıl yaşamıştır. (Tekvin,9/29) ve Kuran 29/14 Ellah'ın amacının bütün canlıları yok etmek olduğunu aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz. En azından bize verilen algı bu: İNSANLAR : Tevrat'ta "Tanrı Nuh'a insanlığa son vereceğim dedi" (Tekvin,6/13) Kuran'da ise "Nuh dua etti, Allahım yeryüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma" (Nuh,71/26) HAYVANLAR : "Her cins canlıdan birer çift al" (Kuran:11/40) "Sağ kalabilmeleri için her canlıdan birer çift al" (Tevrat-Tekvin:6/19) Hem Kuran hem Tevrat'ta, iman eden küçük bir kesim dışında insanlığın tamamının, ve birer çift hayvan dışında hayvanların...
Comments
Post a Comment