- Allah'ın kitabı Kuran'a inanan herkes için Kuran'ın tek bir suresinin dahi eşi ve benzeri yapılamaz. İşbu eşsiz ve benzersiz surelerden biri de Hucurat Suresi'dir.Bu duygularla sureyi okumaya başladım.
- Bismillahirrahmanirrahim diyerek bu sureden istifade edebilmek adına giriş yaptım.
- "Ey İman Edenler" diye başlıyordu sure. Yani ilk ayet direkt olarak bana hitap ediyordu.
- "Allah'ın ve peygamberinin önüne geçmeyin" diye devam ediyordu. Tam anlayamadım ama bir kul olarak zaten öyle bir niyetim yoktu, devamı da bildiğim şeylerdi, ikinci ayete geçtim.
- Yine "Ey İman Edenler" diye başlıyordu bu ayet, bu sefer konstrasyonum doruktaydı, denileni yapacaktım. "Sesinizi peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin" diyordu, öylece kalakaldım. İyi de peygamberi hiç görmemiştim ki, sesimi nasıl peygamberin sesinin üstüne yükseltebilirdim.
- "Birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın" diye devam ediyordu. Peygambere nasıl bağırabilirdim ki?
- Devamında gördüm ki, Peygamberin yanında yüksek sesle konuşanlara ceza, kısık sesle konuşanlara mükafat varmış. Anlaşılan her kim peygamberin yanında yüksek tonda konuştuysa bu durum Ellah'ın çok gücüne gitmiş olmalı. Göklerden günümüze vahyedilen üç ayet sırf bu mesele üzerine inmiş.
- Dördüncü ayete geldim. "Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir" Maalesef olay hala kapanmamıştı, üstelik Ellah bu sefer ödül/mükafat değil de hakaret/aşağılama yöntemine geçmişti. Tefsirciler bu aklı ermezlerin çöl bedevileri olduğunu söylemişler, mantıklı geldi.
- Beşinci ayete geldim. "Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, daha iyi olurdu" ayetiydi bu. "İman edenler" hitabını bir yana koyup, Ellah'ı bu kadar kızdıran densiz kimmiş diye merak etmeye başladım açıkçası.
- Ama eşi ve benzeri yapılamayacak sure olması açısından şimdilik olay pek iyi gitmiyordu. Beş ayet geçmişti, benim için oldukça vasat bir olayın peşine takıldık gidiyordu.
- Altıncı ayet de "Ey İman Edenler" diye başlıyordu. Bu sefer ümitliydim, yeni bir konu olmalıydı bu.
- "Size bir fasık haber getirirse, pişman olmamak için doğruluğunu araştırın" ayetiydi. "İşte bu" dedim kendi kendime. Daha önce de lafzen duyduğum bir ayetti, hukuk sistemine temel olabilecek kadar derin anlamlar taşıyabilirdi. Yani bir haberin doğruluğundan emin olmadıkça sağdan soldan duyduklarınla hüküm verilmemeliydi. Bu ayet bana hitap ediyordu. Fasık (yani günahkar) meselesine çok takılmadım. Etrafımdaki iyi insanlar da bazen yanlış aktarmalar yapabiliyordu ama olsun, dediğim gibi çok takılmadım ve ayeti cebime attım, diğer ayete geçtim.
- Yedinci ayet "Bilin ki, Allah ve Resulü aranızdadır" diye başlıyordu. Kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü. Az önce cebime attığım ayeti geri çıkardım. Bu ayet, az öncekinin devamıydı belli ki. Yani bana hitap etmiyordu. "Peygamber, birçok işte size uysaydı çok sıkıntıya düşerdiniz" diye devam ediyordu. Birisi bir haber getirmiş, doğru mu yanlış mı araştırmadan yayılmış, o haber yalan çıkmış. Ellah da peygamber adına oradakileri fırçalıyormuş meğerse. Bu ayetler de bana hitap etmiyormuş.
- Sekizinci ayet Allah'ı niteliyordu. Dokuzuncu ayet "İnananlardan iki grup birbiriyle savaşırsa aralarını bulun" diyordu. İşte bu Allah'ın emri olabilirdi. "İslam dini barış dinidir, İslam dini kardeşliktir" diye düşündüm. Yani,iki grup birbiriyle tartışırsa "banane" diye kenara çekilmek de mümkündü. Gerçi "araya giren arada kalır" diye bir atasözü de vardır ama Allah emretmiş, araya girip onları barıştıracaktım. "Savaş" kelimesinde derin anlamlar olabilir gibime geldi yani ben bu ayeti daha çok sosyolojik olarak değerlendirdim. Öte yandan mezhep savaşları için de kullanılabilecek bir ayetti bu. Hoşuma gitmişti.
- Ama galiba yine acele ettim, "onlardan biri diğerine saldırırsa, saldıran taraf hizaya gelene kadar onunla savaşın" diyordu ayet. Sadece araya girmekle kalmayacaksın, aynı zamanda haklıyı haksızı tespit edecek ve haksıza karşı savaşacaksın. İslam dininin barış dini olduğuna dair iddialarım başka bir ayete ertelenmiş oldu. Mesela Sünni-Şii savaşlarında Sünniler haklı ise, Şiiler'e karşı, Şiiler haklı ise Sünniler'e karşı savaşmam gerekiyordu.
- Onuncu ayet "Müminler ancak kardeştirler" ayeti, meşhur bir ayetti. "Kardeşlerin arasını düzeltin" diye devam etti. Önceki ayet şiddet içermeseydi, bu ayet benim için daha anlamlı olabilirdi ama yine de bu ayeti görmek hoşuma gitti. Birlik ve beraberlik duygusunu güçlendiren ayetti.
- Acaba ben haksızlık mı ediyordum, hangi ayetin iyi, hangi ayetin kötü olduğuna ben karar vereceksem bu ayetlere ne gerek var ki. "Emri aynen al, hiç yorum yapma" metoduyla bir daha baktım ama bu sefer de Sünni-Şii savaşlarının içine girmek işime gelmedi. Yöntemimi bozmamaya karar verdim.
- Onbir ve onikide alaya almanın, kötü lakaplar takmanın, haksız ithamın ve dedikodunun yanlış olduğunu anlatan ayetlerle devam ettim. Bunlar teorik olarak gayet güzel nasihatlerdi. Eşsiz-benzersiz mükemmelliği hissetmesem, hatta ölü eti yemek gibi örnekleri alakalandıramasam da Allah bunları emrediyorsa, bu kötü özelliklerden daha fazla sakınmam gerektiğini düşünüp cebime koydum.
- Onüçüncü ayet "Ey insanlar, sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık" ayetinde sanırım Adem ile Havva kastediliyordu. Ama ayet şöyle devam ediyordu. "Birbirinizle tanışın diye sizi kabilelere ayırdık" İşte bunu anlayamadım. Ne yani, hiç ayrılmasak birlik halinde yaşasak tanışamayacak mıydık? Evet eşsiz, benzersiz ve iddialı bir cümleydi. Ancak aynı zamanda mantıksız görünüyordu. Aslında onuncu ayetten beri birkaç ayettir farkettiğim şey, Medine içerisinde çokça farklı kavim olduğu, bunların birbirleriyle olan çekişmelerin manasız oluşu, esasen onların kardeş olduğu ve birbirlerini çekiştirmek yerine iyi geçinmeleri gerektiğiydi. Yine de cebimdeki nasihatleri çıkarmadım çünkü zorla da olsa kendime birşeyler çıkarabilmiştim.
- Ondördüncü ayet "Bedeviler de iman ettik dediler, hayır iman etmediniz teslim oldunuz" mealindeydi. Yahu surenin başından beri bir bedevidir gidiyor. Bu bedeviler nasıl bir densizlik yapmışlarsa müminden bile kabul edilmiyorlar. ama tabii, bu ayetin de günümüze verdiği bir ders yok.
- "Müminler ancak Allah ve Resulüne iman eden" diye başlayan onbeşinci ayet müminleri tarif ediyor. Evet, müminler kimmiş öğrenecektim. "İman eden, şüpheye düşmeyen ve mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır" Yine iş dönüp dolaşıp savaşa kalmıştı. Mümin olmanın tek şartı şüphesizce iman edip savaşmaktı. Başkalarına zarar vermeden mümin olamayacağımı düşünmeye başladım. Daha önce söylediğim gibi, ayetler hoşuma gitmese de onları kendime yontarak değiştirmem yanlış olurdu, çaresiz kabul ettim.
- Allah'ı niteleyen son ayetten hemen önce onaltıncıda "De ki, siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz" , onyedincide "müslüman oldukları için seni minnet altına sokuyorlar, de ki müslümanlığınızı başıma kakmayın" cümleleri vardı. Surenin sonuna gelince şimdi olay daha net anlaşıldı. Bu bedeviler gelmiş müslüman olduk demişler, ama lütfetmiş gibi davranmışlar, ukalalık etmişler, peygamberin lafının üstüne laf söylemişler, yani lafta önüne geçmişler, orda burda, odadan odaya bağırarak konuşmuşlar, peygamberi epey bir kızdırmışlar, surenin başından beri onlara peygamber adına Allah tarafından fırça çekiliyormuş, aklı ermez diye hakaret ediliyor, müminiz diye hava atmayın sizi müminden bile saymıyorum diye küçük görülüyorlarmış. "Bedevilere o anda kendi hareketleri üzerine atılan basit bir fırça, Allah'ın eşsiz-benzersiz suresi nasıl olabilir" sorularıyla sureyi bitirmiş oldum
Nuh Tufanı, tarihte değişik versiyonlarla birçok efsanede yer almaktadır. Ancak tufanın tüm dünyada mı, belli bir bölgede mi olduğu konusunda tereddütler vardır. Biz başta Kuran ve daha sonra Tevrat önderliğinde hikayeye bakalım. Nuh hikayesi iki kitapta birbirine paraleldir. Örneğin her iki kitaba göre de Nuh peygamber, kavminin içinde 950 yıl yaşamıştır. (Tekvin,9/29) ve Kuran 29/14 Ellah'ın amacının bütün canlıları yok etmek olduğunu aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz. En azından bize verilen algı bu: İNSANLAR : Tevrat'ta "Tanrı Nuh'a insanlığa son vereceğim dedi" (Tekvin,6/13) Kuran'da ise "Nuh dua etti, Allahım yeryüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma" (Nuh,71/26) HAYVANLAR : "Her cins canlıdan birer çift al" (Kuran:11/40) "Sağ kalabilmeleri için her canlıdan birer çift al" (Tevrat-Tekvin:6/19) Hem Kuran hem Tevrat'ta, iman eden küçük bir kesim dışında insanlığın tamamının, ve birer çift hayvan dışında hayvanların...
Comments
Post a Comment